Soğuk ve karanlık kış günlerinin yerini ılık, rengarenk, neşeli bir uyanışa bıraktığı bahar, kuzey yarımkürede tüm kültürlerde farklı adlar, farklı ritüellerle kutlansa da tarihler üç aşağı beş yukarı aynıdır: 19-20-21 Mart günleri, tüm kuzey yarımkürede yaşayan tüm insanlar için coşkulu etkinlikler anlamına gelir.
Bu olağanüstü günün adı Ostara’dır, Akitil’dir, Akitu’dur. Alban Elir’dir bazen. Bazen birbirine komşu halkların dillerinde Nevruz’dur, Newroz’dur, Navrız’dır, Navrez’dir, Navruz’dur, Novrız ya da Noruz’dur. Hatta Mevris’tir, Yılgayak/Cılgayak’tır.
Her halk kendinin kılmak istemiş, kendi hikâyesinin başlangıcına oturtmuşsa da yaşamın kutlandığı bugün aslında hiç kimsenin ve herkesindir…
Astronomi Açısından Bahar Ekinoksu
Bu yıl 20 Mart günü TSİ 12.01 de gerçekleşen bahar ekinoksu, astronomide güneşin güney yarımküreden kuzey yarımküreye yöneldiği ve ekvator çizgisini geçtiği an olarak belirleniyor. Güneş ışınlarının bu yıl 20 Mart’tan itibaren Kuzey Yarım Küre’ye dik düşmeye başlamasıyla birlikte gece ve gündüz eşitleniyor, 21 Haziran’a kadar sürecek olan günlerin uzaması dönemi başlıyor.
Tarihin En Eski, En Kültürler Üstü Bayramı
Birbirinden çok farklı kültürler, farklı ritüellerle bahar ekinoksunu kutlamaya değer önemli bir başlangıç olarak görmüşler. Zaman içerisinde farklı nitelikler kazansa da dünyanın dört bir yanına yayılan ekinoks ritüellerinin kökeninde pagan inanışları yatıyor ve her bir hikâyenin özü her koşulda yeniden doğuşa, yeniden dirilmeye, canlanmaya dayanıyor.
Ostara, Eostre, Easter…
Kuzey ve Orta Avrupa pagan inanışında Ostara ya da Eostre olarak kutlanan bahar ekinoksu Hristiyan Avrupa’da Easter/ Paskalya’ya dönüştürüldü ve kutlanmaya devam edildi.
Kuzey Avrupa’dan Orta Avrupa’ya yaygın biçimde tanınan ve tapınılan tanrıça Eostre bereketi, doğurganlığı, baharı, gün doğumunu temsil eden ve genç, güzel bir bakire olarak tasvir edildi. Dişiliği o denli vurgulanmış ki Eostre’in, bugün dişilik hormonu olarak bildiğimiz östrojen/ estrogen in adının da bu tanrıçadan geldiğini de ilginç bir not olarak düşelim.
Bir başka ilginç not, Tanrıça Eostre’nin sembolleri arasında tavşan ve yumurtanın da yer alması. Tavşanın bereketi, verimliliği, çoğalmayı; yumurtanın ise doğumu, hayatı temsil ettiğini ve Hristiyan paskalyasında tavşan ve yumurta figürlerinin yaygın biçimde kullanıldığını hatırlatalım.
Ostara’nın Keltlerdeki karşılığı da Alban Eilir olarak biliniyor ve Keltler de benzer biçimde aynı günlerde bahar ekinoksunu büyük şenliklerle kutluyolardı.
Mezopotamya ve Anadolu Mitolojilerinin Kesişen Figürleri
Babilliler için yılbaşı demek ilkbahar ekinoksu yani mart ayı sonlarına denk gelmekteydi. Onlar için yeni yıl, doğanın kendini yenilemesi anlamına geliyordu ve Akitu adıyla kutlanıyordu. Kentin en merkezi noktalarındaki tanrı heykelleri, büyük ve neşeli geçit törenlerine ev sahipliği yapıyordu. Baharla birlikte gelen yeni yıl günleri Babilliler için hem fiziksel hem ruhani bir temizlenme anlamına geliyordu.
Eski Babil’de yılın ilk ayı olan nisanın ilk 12 gününe denk düşen yeni yıl kutlamaları ve arpa ekimi öncesi yapılan kutlamalar da Akitu festivali olarak adlandırılırdı. Tanrılar adına düzenlenen bu bayramın varlığı M.Ö. XVIII. yy’dan itibaren bilinmektedir.
Bir diğer ilginç nokta ise Akitu kutlamaları ve Mezopotamya yılının başlangıç tarihi. Bahardaki gece gündüz eşitliği olan tarih ile başlayan bu kutlamalar, Babil takvimine göre 1 Nisan, bizim kullandığımız (Gregoryan) takvime göre ise 21 Mart’a denk düşer. Kışın bitimini ve tarımsal faaliyetlerin başlama dönemini ifade eden Akitu festivalinde halk piknik yapar, toplu yemekler yerdi. Ayrıca tapınılan tanrının sureti tapınaktaki yerinden alınır görkemli bir geçit merasimiyle nehir kenarında kurulu olan Akitu tapınağına götürülürdü. Bu tören, tanrının yer altı alemine inişini ve baharla birlikte tekrar yeryüzüne çıkışını sembolize ederdi. Eski Mezopotamyalılar bu tören ile kışla birlikte ölen tabiatın baharda yeniden dirilişini tasvir ederlerdi.
Babil’de Akitu bayramında kralın aşağılanması, günümüze kadar gelen Hristiyan Kutsal Perşembe’sinin kaynağı olabilir mi? Kim bilir? Tanrı Marduk’un temsilcisi olan rahip, kralı aşağılayarak ağlatmaya çalışır, kral ağlarsa tanrı Marduk hoşnut edilmiş sayılırdı. Hristiyanların, Paskalya’dan önceki ritüellerinden Kutsal Perşembe’de Hz. İsa’nın Havarilerinin ayağını yıkayarak tevazu gösterisinde bulunduğu, Papa’ların da bu “tevazu ritüelini” günümüze kadar sürdürdükleri biliniyor.
Batı Anadolu’da A-Ki-Til, Babil ve Akadlarda Akitu Anadolu ve Mezopotamya kültürlerindeki kutlamaların benzeşen isimleriydi.
Efes’te bolluk ve bereketin yanı sıra yaban hayatının da koruyucusu sayılan Artemis’e, İyon kültüründe Demeter’e adanan 21 Mart, Friglerde Kybele’ye, Sümerlerde Ianna’ya adanmıştı.
Yer altı tanrısı Hades Demeter’in kızını yer altına kaçırmış ve uzun müzakerelerden sonra yılda bir kez, 21 Mart’ta yeryüzüne çıkmasına izin vermişti. Demeter’in kızının yeryüzüne dönüşüyle birlikte doğa da canlanır, şenlenirdi.
Mısır’da da aynı zamanda bereketi, tahılları da temsil eden Tanrı Osiris’in kıskanç kardeşi Nut tarafından öldürülmesi ve ölümden sonra yeniden dirilişi 21 Mart’ta büyük şenliklerle kutlanırdı.
İnsanlığın Somut Olmayan Mirası: Nevruz
Farklı kültürler bahar ekinoksunu ilk çağlardan bu yana kutluyor, peki ya coğrafyamızda bilinen adıyla Nevruz?
2009 yılında Afganistan, Arnavutluk, Hindistan, İran, Kazakistan, Türkmenistan ve Türkiye’nin talebiyle UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası listesine eklenen Nevruz, Orta Asya’dan Balkanlara çok geniş bir coğrafyada, farklı dillerde ama aynı isimle kutlanıyor: Yeni gün!
Azerice: Novruz, Farsça: نوروز – Noruz, Kazakça: Nawrız, Kırgızca: Nooruz, Kırım Tatarcası: Navrez, Kürtçe: Newroz, Özbekçe: Navro‘z, Türkmence: Nowruz olarak biliniyor.
Nevruz adı yazılı olarak ilk defa 2. yüzyılda Pers kaynaklarında geçiyor ve İran ve Bahai takvimlerine göre yılın ilk gününü temsil ediyor.
Şu anda pek çok farklı halk tarafından kendi geleneklerine göre değerlendirilmek istenen bayram, aslında hiçbir halkın tekelinde değil. Ancak Mezopotamya ve Orta Asya tarihi, bu ritüelin olasılıkla Zerdüşt dininin bir parçası olduğu ve İran kökenli olduğunu gösteriyor. Geleneğin kökleri MÖ 6. yüzyıla kadar uzanıyor.
İran’da Celali takviminin ilk ayı olan Fervardin’in ilk günü olan Nevruz 5 günlük büyük bir bayram olarak kutlanıyor.
Afganistan’da 21 Mart’ta başlayan Gül-i Surh (Kırmızı Gül) Bayramı olarak 40 gün boyunca farklı etkinliklerle kutlanıyor.
Azerbaycan’da Sovyet döneminde yasaklanmış olsa da Novruz, 21 Mart’tan başlayarak 4 gün boyunca kutlanıyor. Birinci gün bahar, ikinci gün yaz, üçüncü gün sonbahar ve dördüncü gün de kışı temsil eden kutlamalarda geleneksel müzikler eşliğinde dans edilirken yöresel yemekler yeniyor.
Kazakistan’da Navrız Meyrami olarak 1 ay boyunca kutlanan bayram 21 Mart günü başlıyor.
Arnavutluk’ta Sultan Nevruz olarak 22 Mart’ta kutlanan bayram, 1996’dan itibaren ulusal bayram niteliği kazanmış.
Noruz Kırgızistan’da da 21 Mart’ta büyük şenliklerle kutlanan bir bayram.
Bahai inancında 2- 20 Mart arasındaki Alâ ayında tutulan 19 günlük orucun bitimi 21 Mart’ta Oruç Bayramı olarak kutlanırken bu tarih aynı zamanda Bahai yılbaşısıdır.
Orta Asya’da Nevruz Bayramı, “kötü söz orucu”, “çevre temizliği ve alav alav”, “ölü bayramı”, “yaşlı ve hastaları ziyaret”, “çocuk günü”, “gençlik günü” ve “yeddi levin” olmak üzere 7 aşamada icra ediliyor.
Bayramdan 2 hafta önce, inananlar tarafından kötü söz orucu tutuluyor. Bu çerçevede kötü söz konuşmanın günah sayıldığı nevruz boyunca, herkes geçen yılın sıkıntılarını, acılarını unutmaya çalışırken, küs olanlar ise barıştırılıyor.
Nevruz’un kökenlerinin dayandığı Zerdüşt inancında ateşe yüklenen anlam bir hayli fazla. Bugün de üzerinden atlanırken ateşin simgelediği ileri görüşlülük, iyilik ve arınmanın kendilerine geçmesi isteniyor. Bir diğer inanışa göre de Zerdüşt inanışının mensupları her yıl yaktıkları büyük ateşle kötülüğün temsilcisi Ahriman’ı kovarlardı. Günümüzde de ateş yakılarak kötülüklerin uzaklaşması ümit ediliyor.
Sadece Yaşamın Değil, Yaşam İçin Direnişin de Simgesi!
Nevruz yalnızca çiçeklerle şenliklerle kutlanan bir bayram değil. Aynı zamanda haksızlığa, zulme, tiranlığa karşı itirazın, direnişin, mücadelenin, başkaldırının da bayramı. Persler Kral Cemşid’in, Kürtler Asur Kralı Dahak’a isyan eden demirci Kawa’nın zaferini kutluyorlar Nevruz’da. Kötücül kral Dahak’ın Cemşid’den sonra hüküm sürdüğü bilgisini de not etmekte yarar var.
Kürtlerin Newroz’una dayanak olan efsane, halkın zalim kral Dahak’a isyanıyla başlıyor. O kral Dahak ki her gün iki insanı katlederek hastalığına şifa aramaktadır. Demirci Kawa halkın büyüyen öfkesine liderlik eder ve Dahak’ı öldürmeyi başarır. İşte o kutlu gün 21 Mart, Newroz’dur.
Çaresizlik, zorluk yaşayan her toplum gibi Türkler için de Nevruz kurtuluşa erilen gündür. Ergenekon efsanesine göre dik yamaçlı dağlarla çevrili bir vadiden 400 yıl boyunca çıkamayan halk, vadiden çıkışı engelleyen devasa demir kayayı eritmeyi nihayet başardığında günlerden 21 Mart’tır.
Ateş ve Su 21 Mart Ritüellerinde Baş Rolde
Kimi inanışlarda yeni senenin başladığı o güne günahlarından arınmış girmek isteyenler ateşten atlıyor. Ateş üzerinden atlamak, insanın ateşin şifalandırıcı, arındırıcı gücünü kendi bünyesine aktarma isteğinden kaynaklanıyor. Aynı zamanda bir baş kaldırı, güç sınaması, ateşin yakıcılığının üstesinden gelme çabası.
Yıkanmak ve sudan atlamak da arınmak için yapılan adetler arasında bulunuyor. Ateş ve sudan atlamak tüm nevruz kutlamalarındaki ortak unsurlardan biri olarak dikkati çekiyor. 21 Mart’ta yani yılın ilk gününde, yeni yıla temizlenmiş, arınmış olarak girmek önemseniyor. Bu Hristiyan inanışında yeniden doğumu, yeni ve arınmış bir başlangıcı simgeleyen vaftizle ilişkilendirilebilir belki…
Nevruz Bayramı kutlamalarında yumurtaların tokuşturulması da hemen tüm kültürlerde yaygın görülüyor. Üremeyi, çoğalmayı, yaşamı simgeleyen yumurtalar, bolluk için boyanıyor ve tokuşturuluyor. Ostara’nın hüküm sürdüğü inanç coğrafyası Avrupa’dan Cemşid’in İran’ına kadar rengarenk boyanıp tokuşturulan yumurtaların boy göstermesi de ilginç.
Nevruz aynı zamanda Türklerin tarihinde de önemli bir kutlama günü olmasına rağmen Türkiye’de devlet uzun yıllar etnik bölücülük kuşkusuyla mesafeli ve yasaklamacı davrandıysa da Nevruz Türkler ve Kürtler tarafından kutlanmaya devam edildi. 2000’li yılların başından itibaren Nevruz’un Türk kimliğine vurgu yapılarak kutlamalara devlet erkanı da katılmaya başladı. Kürt siyasi hareketi de tam tersine Newroz’un Mezopotamya ve Kürt kültürüne ait bir ulusal bayram olduğu vurgusunu öne çıkardı ve kutlamalar bu çerçevede gerçekleştirildi.
Nevruz ya da Newroz, Türk ya da Kürt… Hangi isimle kutlanırsa kutlansın, bu coğrafyadaki herkesin bayramı olan 21 Mart hepimize bolluk, bereket, barış, kardeşlik ve neşe getirsin.