Türkiye, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 31 yıllık üniversite diplomasının iptaliyle başlayan, önce gözaltına alınıp ardından tutuklanarak Silivri cezaevine konmasına uzanan siyasi kasırgayla yepyeni bir sürece girdi.
Gelin bu siyasi kasırgayı hazırlayan sürece ve son 10 günde yaşanan gelişmelere ayrıntılı biçimde bakalım:
Birinci İstanbul Savaşları (2019 Yerel Seçimleri)
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan için İstanbul özel bir öneme sahip. Erdoğan’ın “İstanbul’u kazanan Türkiye’yi kazanır” söylemi, İstanbul’u elinde tutma mücadelesinin ardında yatan düşünceyi anlatıyor.
Bu düşünce, uzun yıllar sonra 2019’da AKP liderinin bütün çabalarına rağmen yerel seçimlerde İstanbul’u kaybetmesiyle başlayan ve günümüze kadar süren mücadelesinin siyasi gerekçesini de oluşturuyor.
31 Mart 2019’da yapılan yerel seçimlerde AKP ve Cumhur İttifakı’nın adayı Binali Yıldırım ile CHP ve Millet İttifakının adayı Ekrem İmamoğlu yarışmış, Yıldırım 4.156.036 oy (%48,61), İmamoğlu ise 4.169.785 oy (%48,77) almıştı.
AKP ve MHP’nin itirazlarını değerlendiren YSK, “Kamu görevlisi olmayan sandık kurulu başkan ve üyelerinin seçimde görevlendirilmesi” gerekçesiyle 6 Mayıs 2019’da 4’e karşı 7 oy ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimlerini iptal ederek yenilenmesine karar vermişti. Aynı gerekçe, İl Genel Meclisi seçimi için de geçerli olmasına rağmen YSK İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi, ilçe belediye başkanlıkları ve muhtarlıklar için yapılan oylamayı geçerli saymış, Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin ise 23 Haziran 2019 tarihinde yenilenmesine karar verdi.
23 Haziran 2019’da yenilenen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminde bu kez CHP ve Millet İttifakı adayı Ekrem İmamoğlu 4.742.082 oy (%54,2), AKP ve Cumhur İttifakı adayı Binali Yıldırım ise 3.936.068 oy (%45) oy aldı ve Ekrem İmamoğlu ikinci kez girdiği seçimde oylarını 572.317 (%5.45) artırarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatını kazandı.
İmamoğlu’nun birinci dönem başkanlığı, 312 üyeli İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde AKP’nin 176, CHP’nin 128, MHP’nin 4, İYİ Parti’nin 1 sandalye kazanması nedeniyle oldukça zorlu geçti. Merkezi iktidar, İBB Başkanını Belediye Meclisi üzerinden kuşatmayı ve elini kolunu bağlamayı başardı.
2023 Cumhurbaşkanlığı Seçimi
Erdoğan’ın İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder düşüncesi en azından 2023 genel seçimlerinde gerçekleşmedi.
14 Mayıs ve 28 Mayıs 2023 tarihlerinde gerçekleşen iki turlu seçimde ipi Kemal Kılıçdaroğlu ile yarışan Recep Tayyip Erdoğan göğüsledi. İkinci turda Kılıçdaroğlu 25.504.724 (%47,82) oy alırken Erdoğan 27.834.589 (%52,18) oy aldı.
2018 seçimlerinde Erdoğan’ın karşısında CHP adayı Muharrem İnce vardı. İnce 15.340.321 oy (%30,64), Erdoğan ise 26.330.823 oy (52,59) almıştı.
2014 seçimlerinde Erdoğan, Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş ile yarıştı. Erdoğan 21.000.143 oy (%51,79), İhsanoğlu 15.587.720 oy (%38,44), Demirtaş ise 3.958.048 oy (%9,76) oy almıştı.
İkinci İstanbul Savaşı (2024 Yerel Seçimleri)
31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Ekrem İmamoğlu yeniden CHP adayı olarak seçmen karşısına çıkarken Cumhur İttifakı bu kez İmamoğlu’nun karşısına AKP İstanbul Milletvekili ve eski Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’u çıkardı. Ekrem İmamoğlu bu seçimde 4.438.727 oy (%51,21), Murat Kurum ise 3.431.871 oy (39,59) aldı ve Kurum, merkezi yönetimin tüm avantajlarına rağmen İmamoğlu karşısındaki yarışı kaybetti.
2019 seçimlerinden farklı olarak seçmen bu kez İBB Meclisinde de CHP’yi iktidara taşıdı ve 314 sandalyenin 185’ini CHP, 120’sini AKP, 7’sini MHP, 2’sini ise BBP kazandı. Bununla da kalmadı, 39 ilçe belediyesinin 26’sını CHP kazanırken AKP 13 ilçe belediyesi kazanabildi.
Sandıktaki Mücadele Yerini Yargı Mücadelesine Bıraktı
Merkezi yönetim, 2019 seçimlerinde iki kez sandıkta geriletemediği İmamoğlu’nu Büyükşehir Belediye Meclisi ve yargı üzerinden kıskaca alma yoluna gitti. 2024 yerel seçimlerinde İmamoğlu’nun bu kez tartışmasız biçimde oylarını artırarak kazandığı başarı, merkezi iktidar açısından yargı ve merkezi denetim dışında bir mücadele seçeneği bırakmadı.
İçişleri Bakanlığı ve Sayıştay, İBB’yi didik didik etti
Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun özel ilgi ve çabaları ile İBB üzerindeki Bakanlık denetim mekanizmaları sonuna kadar çalıştırılırken, Sayıştay müfettişleri de İBB ve bağlı kuruluşları düzenli olarak denetledi.
Süleyman Soylu, 28 Aralık 2022’de gerçekleştirdiği basın toplantısında “Ekrem İmamoğlu döneminde terör örgütleriyle iltisaklı 505 kişinin istihdam edildiği” bilgisini paylaştı. Bu basın toplantısını takip eden aylarda terörle iltisaklı olma gerekçesiyle 41 kişinin yargılandığı ve tamamının beraat ettiği bilgisi Ekrem İmamoğlu tarafından paylaşıldı.
İmamoğlu, 4 Ocak 2023 tarihinde yaptığı açıklamada dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “görev suçu” işlediğini ileri sürerek Soylu’nun terörle iltisaklı olarak açıkladığı kişilerin adli sicil kayıtlarının “temiz” olduğunu belirtti. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ‘terörle iltisaklı’ olduğunu iddia ettiği isimlerin adli sicil kaydının ‘temiz’ göründüğüne dikkat çeken İmamoğlu, “Arşiv araştırması temizse ben nasıl anlayacağım? Zihin mi okuyacağım? Belediye başkanlarının zihin okuma yetkisi yok” ifadelerini kullandı.
OHAL kapsamında çıkarılan 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede, belediyelerdeki sakıncalı personelin işten çıkarma yetkisini 31 Temmuz 2022’ye kadar İçişleri Bakanı’na verdiğini hatırlatan İmamoğlu “Bakan Soylu, sayı ve örgüt ismi vererek terörist tespiti yapmış ama 8 ay boyunca ‘terörle bağlantılı’ olduğunu iddia ettiği isimleri görevden çıkarmayarak ‘görev suçu işlemiştir” dedi.
Sayıştay tarafından tüm kamu kurum ve kuruluşları gibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve bağlı kurumlar da 2019 yılından itibaren incelemeye tabi tutuldu ve bu incelemelerin sonuçları Sayıştay resmi web sitesinde yayınlandı. (2019 yılından itibaren yayınlanan tüm Sayıştay inceleme raporları EKLER Bölümümüzde yer almaktadır)
Davalar arka arkaya geldi
Ekrem İmamoğlu aleyhine göreve geldiği 2019 yılından bugüne açılan soruşturma ve davalar şunlar:
- Dava: YSK Üyelerine Hakaret Davası
- Tarih: 2019
- Suçlama: Kamu görevlisine hakaret iddiası (TCK 125)
- İstenen Ceza: 2 yıl 7 ay 15 gün hapis ve siyasi yasak
- Son Durum: Mahkeme 14 Aralık 2022’de İmamoğlu hakkında 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezası ve siyasi yasak kararı verdi. İstinaf süreci devam ediyor.
- Dava: Eski Ordu Valisi Seddar Yavuz’a Hakaret Davası
- Tarih: 2021
- Suçlama: Kamu görevlisine hakaret iddiası (TCK 125)
- İstenen Ceza: 6 aydan 2 yıla kadar hapis
- Son Durum: 17 Mart 2021’de İmamoğlu’nun Yavuz’a 7 bin 80 lira ödemesine hükmedildi.
- Dava: Şadi Yazıcı’ya hakaret
- Tarih: 2023
- Suçlama: Kamu görevlisine hakaret iddiası (TCK 125)
- İstenen Ceza: 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapis
- Son Durum: Beraat etti. Yapılan itiraz üzerine yeniden yargılandı, yeniden beraat etti.
- Dava: Beylikdüzü İhale Davası
- Tarih: 2023
- Suçlama: İhaleye fesat karıştırma iddiası (TCK 235)
- İstenen Ceza: 3-7 yıl hapis
- Son Durum: Son duruşma 11 Nisan 2025’te yapılacak
- Dava: Akın Gürlek’e hakaret iddiası
- Tarih: 2025
- Suçlama: Tehdit, terörle mücadelede görev almış kişiyi hedef gösterme iddiası (TCK 106, 6. madde)
- İstenen Ceza: 7 yıl 4 ay hapis ve siyasi yasak
- Son Durum: 11 Nisan 2025’te görülecek
- Dava: Bilirkişi S.B’ye hakaret iddiası
- Tarih: 2025
- Suçlama: Yargı görevini yapanı etkilemeye teşebbüs iddiası (TCK 277)
- İstenen Ceza: 2-4 yıl hapis
- Son Durum: Soruşturma tamamlandı, iddianame hazırlandı
- Dava: Resmi belgede sahtecilik iddiası
- Tarih: 2025
- Suçlama: “Lisans diplomasının sahteliği hususunda yapılan ihbarlar kapsamında” ve Yüksek Öğrenim Kurulu’nca hazırlanan rapor ile “diplomanın sahteliğine ilişkin tespitlerin yer aldığı rapor üzerine” soruşturma başlatıldı.
- İstenen Ceza: Soruşturma kapsamında İmamoğlu ifadesi alınmak üzere 26 Şubat’ta Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’ne davet edildi. İmamoğlu’nun Üniversite diploması iptal edildi.
- Son Durum: İdare Mahkemesinde
- Dava: PKK/KCK ile Ortak Hareket Etme ve Örgüt Üyelerini İşe Yerleştirme İddiası
- Tarih: 2025
- Suçlama: İBB iştiraki İstanbul Planlama Ajansı ve BİMTAŞ bünyesinde terör örgütü mensupları/ sempatizanlarının işe alınması iddiası
- İstenen Ceza: Terör soruşturması sebebi ile gözaltına alındı ve 23 Mart 2025 tarihinde terörden tutuksuz yargılanmasına karar verildi.
- Dava: Yolsuzluk ve rüşvet alma iddiası
- Tarih:2025
- Suçlama:–İş adamlarını para vermeye zorlamak bazı iş adamları ile hareket ederek haksız kazanç sağlama piyon kişiler üzerinden alım satımlar yapma iddiası – Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde beraber çalıştığı kişileri İBB’ye yerleştirme iddiası– İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirakleri olan Medya A.Ş, Kültür A.Ş.’nin hizmet alımı nitelikli işlerine yüksek fiyatlı teklifler vererek sonuç fiyatı kendilerinin belirlemesi suretiyle ederlerinin çok üzerinde işler alma iddiası– Hali hazırda faal olan bir çok iş yerinden rüşvet talep etmek, kabul etmeyen mağdurlar hakkında Belediye Encümenlerinden aldırılan kararla zorla para alınmaya çalışma iddiası– MEDYA A.Ş., KÜLTÜR A.Ş., KİPTAŞ A.Ş. ve İSFALT A.Ş. firmalarından ihale alan örgüt üyelerinin belediyeden aldıkları ilk avans ödemeleri ile ya örgüt lideri İmamoğlu’na ait inşaatlara para aktarma iddiası
- Son Durum: Yolsuzluk ve terör soruşturması sebebi ile gözaltına alındı ve 23 Mart 2025 tarihinde yolsuzluk iddiası ile tutuklandı
Üç eksenli kampanya: Yolsuzluklar, Kent Uzlaşısı ve İtibarsızlaştırma
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasına ve İBB Başkanlığından alınmasına giden süreç aslında aylar öncesinden pişirilmekteydi. Bir yandan İBB ve bağlı kuruluşlarda usulsüzlük ve yolsuzlukların yapıldığına ilişkin iddialar çeşitli yayın kuruluşlarında yer alırken bir yandan da DEM’in “Kent Uzlaşısı”, CHP ve Ekrem İmamoğlu’nun “İstanbul İttifakı” olarak adlandırdıkları yerel seçim kampanyasında Kürt oylarının kazanılmasını sağlayacak iş birliği savcıların radarındaydı.
Buna üçüncü eksen olarak ilginç bir itibarsızlaştırma kampanyası eklendi: Diploma krizi! Diploma krizini ilginç kılan, uzun yıllar Recep Tayyip Erdoğan’ın üniversite diplomasını tartışma konusu eden ana muhalefetin bu kez aynı silahla, diploma ile vurulmasıydı.
Erdoğan’a ilişkin iddialar, 2019’dan itibaren İBB’nin yönetiminde bulunan, dolayısıyla eski belediye başkanlarının özlük dosyalarına erişim imkânı bulunan CHP tarafından istenseydi kesin bir şekilde kanıtlanabilirdi ancak CHP ya bu yola tevessül etmek istemedi ya da iddiaların mesnetsiz olduğunu belgeli olarak gördü.
Muhalefet, elinde kanıtlama imkânı bulunmasına rağmen Erdoğan’a yönelik üniversite mezunu olmadığı iddialarını iddianın ötesine taşıyamadı ancak iktidar, ilk seçimlerde cumhurbaşkanlığı adaylığına kesin gözüyle bakılan İmamoğlu’nun diplomasını tartışmalı hale getirecek en güçlü darbeyi, ileride yargıdan dönecek yöntemlerle de olsa vurmayı başardı.
İstanbul Baş Savcılığı, İstanbul Üniversitesi yönetimini İmamoğlu’nun diplomasının iptali yönünde karar almaya zorladı. İÜ yönetimi, konuyu olması gerektiği gibi İÜ İşletme Fakültesi Yönetim Kurulu üzerinden çözmeye çalıştıysa da Fakülte yönetiminin direnmesi üzerine Rektörlük, yetkisi olmamasına rağmen İmamoğlu’nun diplomasının iptal edildiğini açıkladı.
Diploma Krizi: CİMER’e ilk şikâyet
15 Şubat 2020’de CİMER’e yapılan şikayette Ekrem İmamoğlu’nun 1990 yılında Girne Amerikan Üniversitesi’nden İstanbul Üniversitesi’ne yatay geçiş yaptığı ve haksız geçiş yaptıysa “kamu vicdanı açısından menfaatin” geri alınması istendi.
Başvuruya yanıt veren İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, İmamoğlu’nun üniversite tarafından ilan edilmiş yurt dışı yatay geçiş kontenjanına başvurduğunu ve başvurusunun ilgili maddelerce değerlendirilerek kabul edildiğini söyledi.
CİMER’e yapılan şikâyetin ardından İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Kurumsal İletişim Koordinatörlüğü, İşletme Fakültesi Dekanlığı’na bir yazı gönderdi. İstanbul üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanlığından yanıt 24 Mart 2020 tarihinde geldi.
CİMER’e yapılan başvurunun incelendiği belirtilerek, İngilizce İşletme programı mezunlarından Ekrem İmamoğlu’nun 1990 yılında ilan edilmiş olan yurt dışı (2.sınıf) yatay geçiş kontenjanına başvurduğu ve başvurusunun ilgili maddelerce değerlendirilerek kabul koşullarını yerine getirdiği ve bu nedenle kaydolduğu ifade edildi.
Tartışmayı, CİMER’e Eylül 2024’te yapılan bir başka başvurunun, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaştırılması, savcılığın da bunu YÖK’e iletmesi alevlendirdi.
Diploma krizinin işaret fişekleri: Nedim Şener ve Fuat Uğur
Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili iddialar ilk kez Ağustos 2023’te Şenol Demirci’nin yazısıyla medyaya yansıdı. Demirci iddialarını önce youtube kanalında, ardından VeryansınTV kanalında dile getirdiğini ancak kendi ifadesiyle beklediği ilgiyi görmeyince konuyu yazmaya karar verdiğini anlatıyor. Anlaşılan o ki Şenol Demirci’nin yazı ve yayınları konunun kamuoyunda gündem oluşturmasına yeterli olamamış.
Eylül 2024’te Veryansın TV Genel Yayın Yönetmeni Erdem Atay, konuyu yeniden gündeme getirdi ve İmamoğlu’nun Kıbrıs’tan İstanbul Üniversitesi’ne geçiş sürecinde şaibeler olabileceğini yazdı ve yayınlarına taşıdı.
Atay, “İmamoğlu Kıbrıs’ta Girne Amerikan Üniversitesi mühendislik bölümünde okudu. Sonra İstanbul Üniversitesi’ne işletmeye geçti. O dönemde Girne Amerikan Üniversitesi YÖK onaylı değil” iddiasında bulundu. Ancak konunun anaakım medyada yer bulabilmesi ancak Hürriyet yazarı Nedim Şener’in el atmasıyla mümkün oldu.
Ekrem İmamoğlu’nun diplomasıyla ilgili tartışmalarda Hürriyet yazarı Nedim Şener ve TV100 yazarı Fuat Uğur’un ısrarlı yazıları öne çıktı. Şener sürecin işaret fişeği sayılabilecek ilk yazısını 16 Eylül 2024 tarihinde yazdı ve 25 Mart 2025’e kadar konuyla ilgili 12 yazı yazdı. TV100 yazarı Fuat Uğur da Eylül 2024’ten günümüze 10 yazı ve katıldığı çeşitli TV programlarında konuyu gündemde tuttu. (Yazıların tamamına EKLER bölümümüzde ulaşabilirsiniz)
İmamoğlu ekibinin hesap hatası: Diploma iptali!
İÜ yönetiminin yetkisiz biçimde diploma iptaliyle sonuçlanan, uzun zamandır Hürriyet ve TV100’den sınırlı erişime sahip çok sayıda mecrada yer bulan diploma konusu, CHP ve İmamoğlu için sürpriz değildi. Muhtemelen CHP ve İmamoğlu ekibi diploma konusunun yargıya intikal edeceğini ve sorunun yargı yoluyla netlik kazanacağını düşündüler ancak İÜ yönetim kurulunun yetkisinin dışına çıkarak diploma iptali yoluna gidebileceğini hesap edemediler.
17 Şubat 2025’te Savcılık tarafından YÖK’ten değerlendirme talebine binaen hazırlanan raporda konuyla ilgili belgelerin incelenmesi sonucu, Yükseköğretim Yürütme Kurulunun 18 Kasım 1991’de alınan kararına vurgu yapıldı.
Bu kararda, ABD’deki Southeastern Üniversitesi’nin kurul tarafından tanındığı ancak bu üniversitenin Girne Kampüsü’ndeki UNC-Girne Amerikan Üniversitesi’nin veya dünyanın herhangi bir yerinde bulunan diğer kampüslerindeki yükseköğretim kurumlarının YÖK tarafından tanınmasının mümkün olmadığına karar verildiği aktarıldı.
Raporda ayrıca, YÖK’ün 1993-1994 ders yılından itibaren ÖSYM sınavlarını kazanmamış Türkiye Cumhuriyeti uyruklu öğrencilerin, Girne Amerikan Üniversitesi’nden alacakları diplomalarının denkliğinin kabul edilmemesine ilişkin bir kararı olduğu ifade edildi.
Diploma sahteciliği mi yatay geçiş usulsüzlüğü mü?
YÖK raporunun kamuoyuyla paylaşılmasıyla birlikte sosyal medyada belirli hesaplar tarafından İmamoğlu’nun yatay geçiş yaptığı 1990 yılında, YÖK’ün Girne Amerikan Üniversitesi’ni (GAÜ) tanımadığı, bu nedenle diplomanın sahte olduğu iddiaları gündeme getirildi. İmamoğlu’nun diplomasını tartışma gündemine taşıyanlar, konuyu “diploma sahtekârlığı” üzerinden ele aldılar. Bu sav, İmamoğlu ekibi tarafından hızla tekzip edildi.
YÖK raporunun yayınlanmasının hemen ardından İBB Tekzip hesabından İmamoğlu’nun İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden 1994’te mezun olduğunu gösteren diploma görseli paylaşılarak iddialar yalanlandı.
Avukatlarının verdiği bilgiye göre İmamoğlu, 5 Eylül 1988’de GAÜ İngilizce İşletme bölümüne girdi. Hazırlık ve 1. Sınıfı tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi’nin ilanı üzerine 29 Ağustos’ta yatay geçiş başvurusu yaptı. Avukatlara göre Üniversite Yönetim Kurulu, not ortalaması ve zamanında başvuru kriterini sağladığı gerekçesiyle İmamoğlu’nun İşletme Fakültesi İngilizce Bölümü’ne yatay geçişine onay verdi. İmamoğlu, 1994’te üniversiteden mezun oldu.
22 Şubat 2025: Savcılık İmamoğlu hakkında diploma soruşturması başlattı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Ekrem İmamoğlu hakkında “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla 22 Şubat 2025’te soruşturma başlattı. “Resmi belgede sahtecilik” suçundan başlatılan soruşturma kapsamında İmamoğlu, ifadesi alınmak üzere 26 Şubat’ta savcılığa davet edildi.
Soruşturmanın ana dayanağını YÖK Denetleme Kurulu’nun 17 Şubat tarihli “Araştırma Raporu” oluşturdu.
Raporda, İmamoğlu’nun yatay geçiş şartlarını sağladığı, ancak 1990’da GAÜ’nün, YÖK tarafından tanınmadığı vurgulandı.
İmamoğlu’nun avukatları YÖK raporunu hazırlayanlar hakkında “görevi kötüye kullanma, iftira, adil yargılamaya teşebbüs” suçlamasıyla suç duyurusunda bulundu.
25 Şubat 2025: Hukukçular Adem Sözüer ve Mehmet Pehlivan basın toplantısı düzenleyerek diploma soruşturmasını “Yasal Taciz” olarak nitelendirdiler.
İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan ve Prof. Dr. Adem Sözüer, İBB’nin Saraçhane’deki binasında “Olan diploma” konulu bir basın toplantısı düzenledi. Köşe yazılarında sahte diploma iddialarını getiren gazeteciler Fuat Uğur, Nedim Şener ve Erdem Atay toplantıya davet edildikleri halde katılmadı.
Mehmet Pehlivan, resmi belgelerle İmamoğlu’nun yükseköğretim sürecini anlatı. İmamoğlu’nun Girne Amerikan Üniversitesi İngilizce İşletme Bölümü’ne 5 Eylül 1988’de girdiğini, 1 yıl hazırlık 1 yıl da İngilizce İşletme Bölümünün 1. sınıfını okuduğunu anlattı. “İmamoğlu ne oldu da Girne’den İstanbul Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Kimilerinin iddia ettiği gibi bu kişiye özel yani torpilli bir geçiş miydi? Bu sorunun gerçek yanıtı çok aleni. Sayın İmamoğlu’na burada yapılan özel bir uygulama yok” diye konuştu.
26 Şubat 2025: Savcılık İÜ Rektörlüğü’nden bilgi talep ediyor
Soruşturma kapsamında Başsavcılık 26 Şubat’ta, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne bir yazı gönderdi.
Yazıda İmamoğlu’nun üniversitede gördüğü öğrenime ilişkin tüm belgeler, yatay geçişin kabulüne ilişkin iş ve işlemleri yapanların açık kimlikleri, aynı tarihlerde benzer yatay geçiş işlemlerinin yapılıp yapılmadığı konularında acil bilgi istendi.
Savcılık yazısında, o dönemde KKTC’de faaliyet gösteren yükseköğretim kurumlarından sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin YÖK tarafından tanındığı ifade edildi, “Bahse konu yazışmalar dikkate alındığında yatay geçiş işlemlerinde yabancı ülkedeki yükseköğretim kurumlarının tanınırlığı şartının arandığı, dolayısıyla tanınırlığı olmayan University College of Northern Cyprus’den (UCNC) yapılan yatay geçiş işlemlerinin İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanlığı’nca Yükseköğretim Kurulu kararlarına uygun yürütülmediği anlaşılmıştır” denildi.
Yazıda, “İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi tarafından tanınırlık, yatay geçiş kontenjanları, ilan süreleri ve yatay geçiş kabulüne dair idari işlemlerin YÖK kararlarına aykırı olarak yapıldığı tespit edilmiş olup, bahse konu diplomanın kullanılmaya (Yüksek Seçim Kurulu gibi) devam edildiği” belirtildi. Bu kapsamda diplomanın dayanak gösterilerek kurulacak iş ve işlemlerin hukuka aykırı olmaması adına gerekli işlemlerin bir an önce yapılması istendi: “İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü tarafından gönderilen rapor doğrultusunda bahse konu diplomanın kullanılması sonucunda doğacak hukuken telafisi mümkün olmayan sonuçlar göz önüne alındığında idari soruşturmanın yürütülmesi veya yürütülen bir idari soruşturma var ise bahse konu soruşturma raporlarının Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilmesi…”
Yazının devamında, “Ekrem İmamoğlu’nun İstanbul Üniversitesi’nde görmüş olduğu öğrenime ilişkin tüm belgelerin tarafımıza onaylı suretinin gönderilmesi, 12 Eylül 1990’da yatay geçişin kabulüne ilişkin iş ve işlemlerin kim ve kimler tarafından ihdas edildiğinin tespiti ve tarafımıza açık kimlik bilgilerinin gönderilmesi, raporda bahsedilen yatay geçişe ilişkin raporda belirtilen tarihlerde benzer yatay geçiş işlemlerinin yapılıp yapılmadığı hususuna ilişkin cevabın ‘ivedi’ bir şekilde Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderilmesi hususunda gereği rica olunur” denildi.
3 Mart 2025: İÜ Rektörlüğü tahkikat başlattığını açıkladı
İstanbul Üniversitesi, İBB Başkanı İmamoğlu’nun üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasına ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma yazısı ile Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanlığının yazılarının üniversiteye ulaştığını bildirdi.
Üniversiteden yapılan açıklamada, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 24 Şubat 2025 tarih ve 2025/44681 soruşturma sayılı yazısı ile Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının 27 Şubat 2025 tarihli ‘Soruşturma Dosyası’ konulu yazıları Üniversitemize ulaşmıştır. Bu kapsamda, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının yazısı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yazısı ve ekinde yer alan Yükseköğretim Denetleme Kurulu Başkanlığının 17 Şubat 2025 tarihli ‘Araştırma Raporu’nda yer alan tespitler çerçevesinde Üniversitemiz bünyesinde gerekli inceleme ve işlemler tesis edilerek, neticesinden ilgili kurumlara ve kamuoyuna bilgi verilecektir.” ifadeleri kullanıldı.
5 Mart 2025: Ekrem İmamoğlu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ifade verdi.
İmamoğlu ifadesinde hakkında hazırlanan raporu eleştirerek “Bugün burada ifade vermesi gerekenler o raporu hazırlayanlardır” dedi.
12 Mart 2025: Başsavcılık ikinci bir yazıyla İÜ Rektörlüğünün süreci hızlandırmasını talep etti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İBB Başkanı İmamoğlu hakkında, üniversite diplomasının sahte olduğu iddiasıyla açılan soruşturma kapsamında İstanbul Üniversitesine gönderdiği ikinci yazıda işlemlerin hızlandırılmasını talep etti.
12 Mart 2025: İÜ İşletme Fakültesi Dekanı Ahmet Köse istifa etti.
Köse, görev süresinin dolmasına yaklaşık 11 ay kala gerçekleşen istifa gerekçesini “uzun süreli görev yorgunluğu ve son dönemde yaşanan gelişmeler” olarak açıkladı.
14 Mart 2025: Abdülkadir Selvi “İmamoğlu’nun diploması iptal edilecek”
Hürriyet gazetesi yazarı Abdülkadir Selvi, 14 Mart tarihli yazısında İstanbul Üniversitesi’nin raporunda İmamoğlu’nun yatay geçişinin mevzuata aykırı olduğu tespitine yer verildiğini öne sürdü. Selvi, üniversitenin “Ekrem İmamoğlu’nun diplomasını iptal etmesi bekleniyor” diye yazdı.
18 Mart 2025: KKTC’deki üniversitenin kurucu ortağı da ifade verdi:
Soruşturma kapsamında Girne Amerikan Üniversitesinin kurucu ortağı Özalp Tozan’ın “şüpheli” sıfatıyla ifadesi alındı. Tozan ifadesinde “o dönemlerde Girne Amerikan Üniversitesine kayıt olan öğrencilerin hepsi Türkiye’de denkliğin olmadığını bilir ancak Amerika’daki bağlı olduğu üniversitenin denkliği üzerinden fayda sağladığını bilirler. Girne Amerikan üniversitesinin Türkiye’de denkliği yoktur. Denkliği dolaylıdır, Amerika üzerindendir.” Dedi.
18 Mart 2025: İstanbul Üniversitesi yönetimi yetkisi dışında 28 kişinin diplomasını iptal etti.
İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun adını anmaksızın, 1990 yılında İÜ İşletme Fakültesi İngilizce programına yatay geçiş yaptığı belirlenen 28 kişinin diplomasının iptal edildiğini ve kararıyla ilgili tüm bilgi ve belgelerin YÖK ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderileceğini açıkladı. Üniversite Yönetim Kurulu, söz konusu 28 kişinin yatay geçişinin usulsüz olduğunu ve diplomalarının da “yokluk” ve “açık hata” gerekçeleriyle geri alınarak iptal edildiği bilgisini paylaştı.
İÜ Yönetiminin hazırladığı inceleme raporunda1990’da yapılan yatay geçişler için 27 Haziran 1990 tarihli İÜ İşletme Fakültesi Yönetim Kurulu toplantısında, 1990-1991 eğitim-öğretim yılı için Türkçe bölümü ikinci sınıfa 15, üçüncü sınıfa 10, dördüncü sınıfa 10 ve İngilizce bölümü ikinci sınıfa 10, üçüncü sınıfa 5, dördüncü sınıfa 5 olmak üzere 55 öğrencinin yatay geçiş yapmasına karar verildiği belirtildi.
Konuyla ilgili Milliyet gazetesinde 30 Temmuz 1990’da yayınlanan ilana yer verilen inceleme raporunda, ilanda 60 kişilik kontenjan bulunduğu, kontenjanın hangi aşamada hangi makam tarafından artırıldığının tespit edilemediği kaydedildi.
Raporda, yine söz konusu ilana göre 60 kişilik yatay geçiş kontenjanı ilan edilmesine rağmen, 14 Eylül 1990 olan son başvuru tarihi göz önünde bulundurulmaksızın, 12 Eylül’de İşletme Fakültesi Yönetim Kurulu kararıyla gazete ilanında yer alan sayının artırılarak 80 öğrenciye çıkarıldığı ifade edildi.
Bu kapsamda, daha önce İngilizce İşletme programı ikinci sınıflar için belirlenen 10 kişilik kontenjanın 48’e yükseltildiği, üçüncü ve dördüncü sınıflara ayrılan kontenjanların sıfırlandığı, Türkçe İşletme programı için kontenjanların ikinci sınıfa toplam 18 (2’si yurt dışı), üçüncü sınıfa 8, dördüncü sınıfa 6 olarak değiştirildiğinin görüldüğü raporda yer aldı.
Raporda, 19 Eylül 1990 tarihli ve 25 sayılı İÜ İşletme Fakültesi Yönetim Kurulu toplantı zaptında, 7 yönetim kurulu üyesinden sadece dönemin dekanı Prof. Dr. Fuat Çelebioğlu, Prof. Dr. Hayri Ülgen ve Prof. Dr. İlhan Erdoğan olmak üzere üç üyenin imzası bulunduğu, diğer dört üyenin toplantı hazirun cetvelinde imzası bulunmakla birlikte yönetim kurulu kararında imzası olmadığı bildirildi.
Prof. Dr. Adem Sözüer: “Karar yok hükmündedir!”
Ceza Hukukçusu Prof. Dr. Adem Sözüer, İstanbul Üniversitesinin, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesi kararına tepki gösterdi. Sözüer, “İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu, İşletme Fakültesinin organlarının yerine geçerek karar vermesi ağır yetki tecavüzüdür. Bu karar yok hükmündedir. Böyle bir karara dayalı olarak hiç bir makam işlem yapamaz, yaparsa o işlemler de geçersiz olur” dedi.
Diploma iptali geniş yankı buldu
İÜ Yönetim Kurulu’nun yetkisi dışında verdiği karar siyasi çevrelerde geniş yankı uyandırdı. CHP Meclis Grubu, Genel Kurul’da kürsü etrafında toplanarak kararı protesto ettiler. TBMM Genel Kurulu’nda CHP’li ve destekleyen diğer muhalefet partilerinin vekillerinin “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!” sloganları yankılandı.
İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesini açık bir hak ve hukuk gaspı olarak niteleyen DEM Parti, yazılı bir açıklama yaparak “İşlem hukuki değil, siyasidir. Siyasi amaçlarla üniversiteyi araçsallaştırmak anlamına gelir” görüşünü paylaştı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu diploma iptalini “siyasi rakibin tasfiyesinin çok ötesinde bir uygulama” olarak niteledi ve “Türkiye’yi yönettiğini zannedenleri sorumluluğa davet ediyorum. Ülkeye yazık etmeyin” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “idare hukukunun, hukuk ve işlem güvenliğinin temel ilkeleri yok sayılarak alınmış bir karar” dedi. Babacan, “Siyaseti, idare ve yargı gücü ile dizayn etmenin en bariz örneklerinden birini daha yaşıyoruz” dedi.
Turpun Büyüğü…
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, her şeyin 17 Ocak’ta AKP Genel Başkanı’nın, partisinin Konya İl Kongresinde sarfettiği “turpların büyüğü heybede” sözleriyle başladığını söylüyor.
Ne demişti AKP Genel Başkanı Erdoğan o Kongrede?
“En büyük vizyonları kırmızı kart göstermek olanlara anlatmak mümkün değildir. Savcıları tehdit ederek, yargıya parmak sallayarak, mahkemelerin görevini yapmasını engelleyerek yargı mensuplarını baskı altına alarak hiçbir netice elde edemezsiniz. Günümüz Türkiye’sinde siz dahil hiç kimsenin kanunları hiçe sayma yok sayma, göz göre göre çiğneme hakkı yoktur. Hoşunuza gitmese de hukuk işleyecek, siz de saygı göstereceksiniz. Sayın Özel, siz dahil kimsenin kanunları çiğneme hakkı yok. Sağa sola sataşmaktan artık vazgeçin, biz işte buradayız. Gelin millet önünde kara kaplı defterleri ortaya serelim. Bakalım kimin yüzü kızaracak. Sayın Özel başka yerlerde harami arayacağına kendisini fazla yormasın yanında yöresindeki şahıslara baksın. Dosyalardaki iddialara verecek cevapları olmadığı, yapılan hırsızlıklar dün gibi aşikar olduğu için sürekli topu taca atıyorlar. Halbuki onlar da çok iyi biliyor, daha turpların büyüğü heybede. Paniklemelerinin sebebi de budur. Birkaç yıla sokağa çıkacak, hatta milletin yüzüne bakacak halleri kalmayacak.”
Erdoğan bu sözleri Beşiktaş Belediyesine yapılan operasyonun ardından sarf etmişti.
13 Ocak günü İstanbul Cumhuriyet Baş Savcılığı, Beşiktaş Belediyesine yönelik bir operasyon başlatmış ve aralarında Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın da aralarında bulunduğu 47 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarmıştı. Rıza Akpolat 4 günlük gözaltı süresinin ardından 23 kişiyle birlikte tutuklanmış, 17 kişi de adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.
AKP Genel Başkanı’nın “turpların büyüğü” sözlerine ilk tepki CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’ten geldi: “”Turbun büyüğü oy çuvalında, erken seçim sandığı geldiğinde görürsün Hanya’yı Konya’yı. Zulümle abat olanın sonu berbat olur!”
Ertesi gün, 18 Ocak’ta bu kez Özgür Özel verdi yanıtı: “Turpun büyüğü sandıkta. Korkmuyorsan sandığa gel, turpun büyüğü mü orada, küçüğü mü orada, gözünle görürsün”
Turpun büyüğü ifadesinin doğrudan İBB ve iştirakleri üzerinden Ekrem İmamoğlu’nu işaret ettiği görüşü, gazeteci Saygı Öztürk tarafından da paylaşılıyordu.
Nitekim Öztürk, Sözcü TV’de katıldığı yayında şu görüşleri savundu: “Cumhurbaşkanımızın ‘turpun büyüğü heybede’ gibi sözleri, olayların farkında olduğunu ve eğer belediyelerde birtakım yolsuzluklar varsa, mutlaka kendi bilgisi dahilinde bir soruşturmanın yürütüldüğünü ortaya koyuyor. Hemen şunu ekleyelim; Cumhurbaşkanımızın “turpun büyüğü” dediği, 51 ayrı soruşturmayı ifade ediyor. Bunların tamamı İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve onun şirketlerinin yaptığı ihalelerle ilgili. Bu durum, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ‘nun açıkça hedef alındığını gösteriyor. Şu an devletin ilgili kurumlarının ağırlıklı olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ona bağlı CHP’li belediyelerin iş ve işlemleri üzerinde durduğu, bu belediyeleri yıpratmaya yönelik adımlar atıldığı izlenimini veriyor. Bu nedenle önümüzdeki süreçte bu dosyaların çok konuşulacağı anlaşılıyor. Garip olan şu ki, soruşturma dosyalarının tamamı polis tarafından ilgili birimlerden ve belediye iştiraklerinden alınıyor. Öyle ki, belediyeye bağlı bir şirkete günün bir saatinde polis geliyor ve ‘Savcı bey falanca ihale dosyasını istiyor‘ diyor. Bu durum, o şirketteki personel üzerinde ister istemez yoğun bir baskı oluşturuyor. Polisin belediyeye sürekli gelip gitmesi, bir şeylerin olduğu izlenimini de beraberinde getiriyor.”
27 Ocak 2025: İmamoğlu’nun basın toplantısı: “Turpun büyüğü asıl burada!”
27 Ocak’ta Ekrem İmamoğlu “Turpun Büyüğü” başlıklı bir basın toplantısı düzenledi. Toplantıda İBB ile ilişkilendirilen dosyalarda binlerce bilirkişi arasından tek bir ismin öne çıktığını ve İBB dosyalarında sadece bu ismin görevlendirildiğini söyleyen İmamoğlu AKP Genel Başkanına yönelik olarak “Turpun büyüğü senin heybenden çıktı. Aslında işin çok kolay. Bu kadar heybe sırtında taşımana gerek yok. Bu kadar yük taşıyacağına, kendini sadece milletin sandıktaki vicdanına emanet ettiğin an rahatlayacaksın. Yastığa başınızı koyduğunuzda huzurla uyumak kadar güzeli yoktur. Ben geceleri, Allah’ıma bin şükür, huzurla uyuyorum. Rüyamda beni korkutacak bir kişi bile yok. Bunu huzurla uyuyamayan düşünsün. Allah size de nasip etsin”dedi.
İmamoğlu’nun basın toplantısı sürerken İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan açıklamayla İBB Başkanı hakkında “kamu görevlisine hakaret ve hedef gösterme” gerekçesiyle bir soruşturma açıldığı bilgisi kamuoyunun gündemine düştü.
19 Mart 2025: İmamoğlu ve Ekibi Gözaltına Alınıyor
19 Mart 2025 sabahı Ekrem İmamoğlu’nun konutu emniyet güçleri tarafından basıldı ve İmamoğlu gözaltına alındı. İmamoğlu, X hesabından yayınladığı videolu mesajda “Büyük bir zulümle karşı karşıyayız ama yılmayacağım. Kendimi milletime emanet ediyorum” dedi.
İmamoğlu ile eş zamanlı olarak aralarında yardımcısı Murat Ongun, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın da bulunduğu 87 kişi için “suç örgütü oluşturmak ve yönetmek, rüşvet, irtikap, ihaleye fesat karıştırmak, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydetmek ve terör örgütüyle iş birliği” suçlamalarıyla gözaltı uygulaması yapıldı.
Tepkiler
CHP Genel Başkanı Özgür Özel gözaltı uygulamasını “darbe” olarak niteledi. Türkiye’nin “gelecekteki cumhurbaşkanının önünün şimdiki cumhurbaşkanı tarafından kesilmesi” girişimine sessiz kalmayacaklarını açıkladı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu bir “sivil darbe” ile karşı karşıya olunduğunu ve muhalefetin cumhurbaşkanlığı seçimlerini boykot etmesi gerektiğini söyledi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Bu ülkede siyasetin alanı daraltılıyor, siyasetçilere verilen mesaj bu. Bu ne demek, ‘Ben kafaya koydum artık ömrüm ve sağlığım yettiği sürece buradayım, başkasına da bu iktidar yok’ demek. Bu o demek. Eğer durum böyleyse o zaman Türkiye rejim değişikliğine gitmiş demektir” diye konuştu.
Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, ”Ellerine geçirdikleri gücü kullanarak halk iradesini kırmaya dönük girişimlerine devam ediyorlar. Bu bir darbedir. Ne olursa olsun, bu güzel ülkeyi darbecilerin insafına teslim etmeyeceğiz” dedi.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, “Biz hukuk devletine işaret ettikçe ülkemiz iktidar tarafından bir kabile devletine dönüştürülüyor. Milletimiz, 28 Şubat’taki hukuksuz uygulamalar bir daha yaşanmasın diye bu iktidara oy verdi. Ancak bugün, telafisi çok zor hatalarla karşı karşıyayız. Böylesi bir tablo ancak bir kabile devletinde görülebilir.” dedi.
Türkiye Belediyeler Birliği, Ekrem İmamoğlu’na ve belediye başkanlarına yönelik gözaltılara dair “Tüm halkımızla beraber demokrasiye, hukuka ve millet iradesine sahip çıkacağız” açıklaması yayımladı.
Türkiye Barolar Birliği, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından “Olağanüstü Baro Başkanları Toplantısı” yapacağını duyurdu. TBB “Hukukun üstünlüğünü, yargının bağımsızlığını, insan hak ve özgürlüklerini her koşulda savunmaya devam edeceğiz” demecini yayımladı.
Piyasalar alt üst oldu
İmamoğlu ve ekibinin gözaltına alındığı bilgisi Türkiye’de ekonomik piyasaları alt üst etti. Türk Lirası, ABD doları karşısında %14.5 oranında değer kaybederken İstanbul Borsası %8.7 değer kaybetti ve iki kez devre kesmek zorunda kaldı. Reuters’ın 21 Mart 2025 tarihli haberine göre TC Merkez Bankası döviz rezervi 11.2 milyar dolar eridi.
Mahfi Eğilmez, sosyal medya hesabından çöküşü şöyle yorumladı:
23 Mart 2025: İmamoğlu Tutuklanıyor
Yolsuzluk soruşturması kapsamında “suç örgütü kurmak ve yönetmek”, “ihaleye fesat karıştırma”, “rüşvet almak”, “irtikap” ve “kişisel verileri ele geçirmek” suçlamasıyla gözaltında tutulan Ekrem İmamoğlu öğlen saatlerinde tutuklandı.
Hakimlik, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık’ın da aralarında bulunduğu 48 şüphelinin tutuklanmasına hükmederken, 41 zanlı hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmasını kararlaştırdı.
Ekrem İmamoğlu’nun 3 saat 40 dakika süren Emniyet’teki ifadesinde ağırlıklı olarak gizli tanık ifadelerine dayanan soruları içeren 121 sayfalık tutanak basına sızdırıldı. İmamoğlu’nun bir çok soruya “kabul etmiyorum” ya da “bu soruyu muhatap almıyorum” yanıtı verdiği görüldü.
İfade başında etkin pişmanlık hükümleri için bilgilendirilen ve sonrasında “Tarafınıza anlatılan etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istiyor musunuz?” sorusu yöneltilen İmamoğlu, “Ben herhangi bir suç işlemediğim için etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istemiyorum.” cevabını verdi.
Ekrem İmamoğlu, hakimlikteki ifadesinde ise “…Sayfalarca PKK terör örgütü, hiç ilgilenmediğim KCK, HDK vesaire kısaltmalarla geçen, farklı dergilerde farklı terör örgütlerinin söylemlerinin dizildiği, tam bir kumpas ve pusu düzenini kuran iki savcının suç isnadı görmekteyim. Hepsi benim için çöp niteliğindedir.
Bütün bunları benim için yazan ve terör örgütü üyeliğini ortaya koyan kişiler meslek şereflerini, meslek namuslarını kaybetmiş kişilerdir. Bu tür kişiler sadece bunları yazma marifetine sahip değil, muhtemeldir ki ülkemizin başına bela olmuş veya olacak terör örgütü deneyimlerine de sahip olduklarını düşünüyorum. Çünkü bu tür pusu ve kumpas işi, terör örgütü üyesi olmakla başarılabilir diye düşünüyorum. Yaptıkları bu iş ve işlemler, ülkemizin adalet sistemine atılmış bir bombadır, tahribatı büyük olacaktır.
Yüce Türk yargısına ve on binlerce namuslu yargıç, savcılara sesleniyorum ki, bu tür meslek namusunu, meslek ahlakını yitirmiş insanlara meydan vermeyin. Şeref yoksunu bu insanlar Ramazan ayında kul hakkının ötesine geçip milletimize ve vatana ihanet etmektedirler, dolayısıyla suç isnadının bende zerre kadar kıymeti yoktur. Yazdıkları her sayfa çöp niteliğindedir.” dedi.
İmamoğlu, karardan sonra sosyal medya hesabında yayınlanan açıklamasında “Korkunun ecele faydası yok! Öyle de yenileceksin! Böyle de yenileceksin. Haklılığımıza, cesaretimize, tevazumuza, güler yüzümüze yenileceksin!” dedi.
Tutuklamaya tepkiler:
Ankara Büyükşehir Belediyesi Mansur Yavaş, “Hukuk sistemimiz adına utanıyoruz açıkçası” dedi. Yavaş ayrıca “Sonuç ortada, ben kayyum atanmamasına sevindim öncelikle, çünkü yapılan uygulamalara bakılırsa o yönde de bir çalışma var gibiydi” dedi ve ekledi: “Umuyorum itirazla tutukluluğu kalkar, çünkü her şeyden önce masumiyet karinesi var, lekelenmeme hakkı var. Bunların hepsi çöpe atıldı.”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, “İmamoğlu’nun uydurma gerekçeler ve siyasi saiklerle tutuklanmasını en güçlü şekilde reddediyoruz” dedi.
DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, “Soruşturma usul ve esaslarını yok sayarak, adalete güveni yok ederek, yargıyı araçsallaştırarak elde edeceğiniz tek şey daha fakir ve daha mutsuz bir Türkiye olur” dedi.
Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu İmamoğlu’nun tutuklanmasını “hukuki bir sürecin değil, bir siyaset mühendisliğinin sonucu” olarak değerlendirdi. Davutoğlu, “Kendi bakanları, bürokratları, siyasetçileri ve belediye başkanları ile ilgili son derece açık yolsuzluk iddiaları ile ilgili kılı bile kıpırdamayan otoriter iktidar sadece seçilen bir belediye başkanını değil, onu seçen milyonlarca seçmeni cezalandırmaktadır” dedi.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Çağlayan’da yaptığı açıklamada, kararın yılgınlığa düşürme amaçlı olduğunu savundu: “Biz tam tersini yapmak zorundayız. Hep beraber daha kararlı biçimde direnmeye devam edeceğiz. Akşam Saraçhane’de buluşuyoruz.”
Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, “Bütün emek ve demokrasi güçlerine düşen görev birleşik bir mücadeleyi, #GenelGrevGenelDireniş’i örgütlemektir. Bütün gücümüzle ve olanaklarımızla mücadele etmeye devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce, “Sandıkta yenemediğini mahkemeyle yendiklerini sanıyorlar, yazıklar olsun” dedi.
AKP kurucularından ve eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “Vaktiyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a ve şahsıma yapılanlar, Ekrem İmamoğlu’na da yapılmamalı” tavsiyesinde bulundu. Eski cumhurbaşkanı ayrıca şu ifadeleri kullandı: “Bu tür çalkantılar, Türkiye’de hiçbir kesime ne iktidara ne de muhalefete hayır getirmedi, getirmez de. Hukuk ve hakkaniyeti kaybetmemeliyiz. Yoksa Türkiye kaybeder.”
Eski AKP milletvekili Hüseyin Kocabıyık X üzerinden 19 Mart’ta yaptığı paylaşımda “Recep Tayyip Erdoğan…geleceğin yer burası mıydı? Biz bunlar için mi mücadele ettik? Bunun için mi mahkemelerde süründük yıllarca? Sen aslında kendine darbe yaptın haberin yok”
AKP kurucularından ve eski Milli Eğitim Bakanlarından Hüseyin Çelik İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve diplomasının iptalinin kabul edilemez olduğunu söyledi ve geçmişte Sn. Erdoğan’a yapılanlar ne kadar yanlışsa bugün Sn. İmamoğlu’na yapılanlar da o kadar yanlıştır. Dedi.
Uluslararası tepkiler:
Avrupa Konseyi, İmamoğlu’nun gözaltına alınmasını kınadı. Konsey açıklamasında gelişmelerde “bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminin önemli adayına yönelik siyasi baskının tüm unsurlarının gözlemlendiğini” kaydetti. Konsey, konuyu 24 Mart’ta Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi toplantısında gündeme getireceklerini belirtti.
Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, 24 Mart’ta düzenlediği acil oturumda kabul ettiği bildiriyle Türkiye’ye, muhalefet partilerinden seçilmiş belediye başkanlarına yönelik yargı süreçlerine ve tutuklamalara son verilmesi çağrısında bulundu.
AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ve AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Marta Kos, İmamoğlu’nun gözaltına alınması ve son zamanlarda yapılan diğer tutuklamalarla ilgili ortak açıklama yaptı. Bu gelişmelerin “Türkiye’nin köklü demokratik geleneğine bağlılığı konusunda soru işaretleri yarattığı” ifade edilen açıklamada, “AB, Türk makamlarını tam şeffaflık sağlamaya ve gerekli süreci takip etmeye çağırır” denildi. “AB’ye aday bir ülke ve Avrupa Konseyi’nin uzun süreli bir üyesi olarak Türkiye’nin en yüksek demokratik standartları uygulaması beklenir” denilen açıklama şöyle devam etti: “Temel haklara saygı ve hukukun üstünlüğü AB’ye katılım süreci için elzemdir. Bu hususlar AB-Türkiye ilişkilerinin ayrılmaz bir parçası olmaya devam edecektir.”
ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tammy Bruce, konuyla ilgili, “Türkiye’nin insan haklarına saygılı olmasını ve iç düzenlemelerini uygun şekilde ele almasını teşvik ederiz” açıklamasında bulundu.
Uluslararası Af Örgütü Avrupa Bölge Direktör Yardımcısı Dinushika Dissanayake, İmamoğlu’nun gözaltına alınmasını, “barışçıl muhalefete yönelik devam eden baskılar ve ana muhalefet partisi CHP’nin hedef alınmasında büyük bir tırmanış” olarak nitelendirdi. Yetkili, “Muğlak terörle mücadele iddialarının silah olarak kullanılması” yoluyla “sivil toplumun ifade, örgütlenme ve barışçıl toplanma özgürlüğü haklarını kullanma kabiliyetinin daha da boğulduğunu” ifade etti.
Almanya Başbakanı Olaf Scholz 20 Mart’ta sosyal medya hesabından paylaştığı mesajda, İmamoğlu’nun tutuklanmasını “üzücü bir olay” olarak nitelendirdi. “Avrupa ile Türkiye arasındaki ilişkileri daha da geliştirmek için büyük çaba sarf ettik.” diyen Scholz, “Siyasi muhalefet yargılanmamalıdır.” ifadesini kullandı.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İmamoğlu ile ilgili değerlendirmesinde Türkiye’de “muhalefete yönelik sistematik kovuşturmalar ve özgürlüklere saldırıların” üzücü olduğunu kaydederek “Muhalefet ve sivil toplum figürlerine yönelik kovuşturmaların sistematik niteliği, bilgi edinme ve toplanma özgürlüğüne yönelik saldırılar, İstanbul Belediye Başkanı’nın tutuklanması ve gözaltına alınması, tarih adına ve belirli bir Türkiye fikri ve Avrupa ile ilişkisi adına, ancak üzüntü duyulabilecek saldırılar ve saldırganlıklar teşkil etmektedir. Türkiye’nin Avrupa’ya ihtiyacı olduğu gibi Avrupa’nın da Türkiye’ye ihtiyacı var. Ancak Avrupa’nın, güvenlik anlamında sorumluluklarını üstlenen ve demokrasi rotasında kalmaya yönelik taahhütlerini yerine getiren bir Türkiye’ye ihtiyacı var.” dedi.
Fransa Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Christophe Lemoine, Paris’in karardan “derin endişe duyduğunu” belirtti. Lemoine, “Bugünkü gözaltıların Türkiye demokrasisi için ciddi sonuçlar doğuracaktır,” değerlendirmesinde bulundu.
23 Mart 2025 İçişleri Bakanlığı Ekrem İmamoğlu’nu Görevden Aldı
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından İçişleri Bakanlığı bir basın açıklaması yayınlayarak, İmamoğlu’nun görevden alındığını kamuoyuna duyurdu.
Açıklamada
“İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İMAMOĞLU,
-Hukuka Aykırı Olarak Kişisel Verileri Kaydetmek,
-Rüşvet Almak,
-Kamu Kurum veya Kuruluşlarının İhalesine Fesat Karıştırmak,
-Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma suçlarından İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğinin 23.03.2025 tarihli ve 2025/347 sorgu no sayılı kararına istinaden tutuklanmış; Anayasa’nın 127’nci maddesi ile 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesi gereğince geçici bir tedbir olarak İçişleri Bakanlığı’nca görevinden uzaklaştırılmıştır.” dendi.
Aynı açıklamada Beylikdüzü Belediye Başkanı M. Murat Çalık ve Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan’ın akıbetlerine ilişkin de açıklama yapılarak Resul Emre Şahan’ın yerine kayyım olarak Şişli Kaymakamı Cevdet Ertürkmen’in atandığı bildirildi.
EK KAYNAKLAR:
Sayıştay Raporları
İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2019 yılı Sayıştay Denetleme Raporları
İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2020 yılı Sayıştay Denetleme Raporu
İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2021 yılı Sayıştay Denetleme Raporu
İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2022 yılı Sayıştay Denetleme Raporu
İstanbul Büyükşehir Belediyesi 2023 yılı Sayıştay Denetleme Raporu
Nedim Şener’in yazıları:
Hürriyet yazarı Nedim Şener’in 16 Eylül 2024 tarihli “İmamoğlu’nun üniversitede yatay geçişi hülle mi hile mi?” başlıklı yazısı diploma krizinin fitilini aylar öncesinden tutuşturdu.
2 Ekim 2024 Babası bile konuştu üniversite ve YÖK suskun
24 Şubat 2025 YÖK usulsüzlüğü tespit etti söz İstanbul Üniversitesi’nde
26 Şubat 2025 Savcılıktan, YÖK ve İstanbul Üniversitesi’ne usulsüz alınan diplomayı “iptal et” yazısı
5 Mart 2025 Valiye, YSK’ya hakaret savcıya, bilirkişiye tehdit gazetecilere ve YÖK’e dava yine algı yine aldatma
10 Mart 2025 İmamoğlu’nun usulsüz yatay geçişinde referansın biri Necmettin Karaduman diğeri organizatör
14 Mart 2025 İmamoğlu’ndan şeytanı kıskandıracak adım
17 Mart 2025 Sahte kahramanın yolculuğu
19 Mart 2025 Usulsüz diploma iptal sıra soruşturma komisyonu ve savcılıkta
21 Mart 2025 YÖK ‘usulsüz geçişi’ Üniversite ‘organize hileyi’ ortaya çıkardı
24 Mart 2025 Usulsüz yatay geçiş yapan yolsuzluk ve rüşvete batan yapay siyasetçi: İmamoğlu
Fuat Uğur’un yazıları:
TV100 yazarı Fuat Uğur 5 Ekim 2024 tarihinde “Yataydan diplomanın alameti farikası ve Ekrem İmamoğlu ile Asil Nadir’in üç ortak noktası” yazısı ile Nedim Şener’e katıldı. Uğur bu tarihten itibaren konuyla ilgili olarak farklı tarihlerde 10 yazı kaleme aldı.
Uğur konuyla ilgili ikinci yazısını 21 Kasım 2024’te yazdı: “İmamoğlu’nun şaibeli diploması ve fikri takibi! Dönemin Dekanı Prof. Dr. Fuat Çelebioğlu ve YÖK’ün açıklama borcu var”
Ardından 30 Kasım 2024 tarihli “İmamoğlu’nun diploması ve YÖK’teki tuhaf sessizlik! YÖK’te bir “YATAY GEÇİŞ ÇETESİ” mi vardı?” yazısı geldi.
13 Aralık 2024’te “Bir yatay geçiş hikâyesi… Bir kiloluk baklava kutusuna kaç ATA ALTINI sığar?”
11 Şubat 2025 İÜ Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar’a sorularım var! “İmamoğlu ile yasa dışı yatay geçişini mi konuştunuz?”
18 Şubat 2025 “İmamoğlu’nun yasa dışı yatay geçişinde zaman aşımı yok! Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararına göre diploması da geçersiz”
20 Şubat 2025’te Uğur “İmamoğlu’nun diplomasını konuşurken RTE Üniversitesi’ndeki ilginç olay! Mezun olmuş 8 öğrencinin diploması iptal edildi” yazısını yazdı.
24 Şubat 2025’te Uğur’un 386 puan alıp usulsüz olarak 475 taban puanlı okula sızamazsın! Ekrem İmamoğlu 26 Şubat’ta şapkadan nasıl bir tavşan çıkarabilir? Yazısı geldi.
28 Şubat 2025 tarihli “Bir Encümen-i Daniş; Necmettin Karaduman! İmamoğlu’nun bitmeyen vefa duygusunun sırrı” yazısında Uğur, İmamoğlu’nun İÜ’ye yatay geçişinde bir zamanların önemli ismi Necmettin Karaduman’ın desteği olup olmadığını soruyordu.