11.6 C
İstanbul

Boykot: 150 Yıldır Aşinayız!

Yayınlanma tarihi:

Boykot! Şu günlerde muhtemelen en sık duyduğumuz konuların başında geliyor. Öyleyse hep birlikte dünden bugüne boykotun tarihinde kısa bir yolculuğa çıkalım… 

Yüzbaşı Boycott!

İngiliz ordusundan emekli olan Yüzbaşı Charles Cunningham Boycott (1832-1899), İrlanda’nın County Mayo bölgesinde bir toprak yöneticisi olarak göreve başladığında adının tarihe geçeceğinden habersizdi muhtemelen.

Yüzbaşı Boycott’un hiç tahmin edemeyeceği ve istemeyeceği biçimde tarihe geçmesine neden olan olaylar zinciri 1880’ler İrlanda’sında büyük toprak sahipleri ile kiracı çiftçiler arasındaki gerilimin büyümesiyle başladı.

Büyük arazi sahiplerinin topraklarını kiralayarak hayatlarını idame ettirmeye çalışan yoksul çiftçiler, talep edilen yüksek kiralar ve adaletsiz toprak politikaları nedeniyle zor durumdaydılar.

İrlanda Arazi Birliği’nde örgütlenen çiftçiler Charles Boycott’un yönetimindeki arazilerin kiralarında %25 indirim talep ettiler ancak Yüzbaşı Boycott sonuçta bir emir kuluydu ve Lordu adına çiftçilerin talebini reddetti. Bunun üzerine çiftçiler, İrlanda Arazi Birliği liderlerinden Charles Stewart Parnell’in çağrısıyla Yüzbaşı Boycott’a karşı büyük bir protesto hareketi başlattılar.

Parnell çiftçilere şiddete başvurmamalarını ama arazi sahiplerinin zulmüne de teslim olmamalarını söyleyerek o güne dek örneği görülmemiş bir direnme biçimi önerdi: pasif direniş! Hiçbir şekilde fiziksel şiddete başvurulmayacak bu direnişte en etkili yöntem yok sayma ve izolasyondu. Parnell, kızgın çiftçilere ”Eğer bir adam sizi arazilerinizden çıkmaya zorluyorsa, ondan sakının ve onu nerede görürseniz, yolda, caddede, çarşıda-pazarda hatta kilisede tek başına bırakın ve görmezden gelin.” çağrısı yaptı. Bu çağrı, yoksul çiftçilerin yaratıcı eylemleriyle hızla yayıldı. Çiftçiler iş bıraktılar, insanlar yolda karşılaştıklarında başlarını çevirdiler, esnaflar Boycott ve ailesine mal ve hizmet satmaya son verdiler, dükkanlara ve sokaklara kınayıcı ifadelerle Boycott’un resimleri asıldı, postacılar Boycott’un mektuplarını teslim etmediler ve Yüzbaşı Boycott, ailesiyle birlikte yaşadığı bölgede tam ve gerçek bir dışlanmaya uğradı.

14 Ekim 1880’de Yüzbaşı Boycott’un yaşadıklarını The Times’a anlattığı mektup, durumu bütün boyutlarıyla anlatıyor. Yüzbaşı Boycott, şöyle diyor mektubunda:

“Beyefendi, Aşağıdaki ayrıntı, Toprak Birliği’nin gücüne örnek teşkil etmesi bakımından okuyucularınız için ilginç olabilir. 22 Eylül’de, on yedi kişilik bir polis gücü eşliğinde bir tebligat memuru, korunmak için evime çekildi ve ardından ailemin üyelerine bağıran ve yuhalayan bir insan kalabalığı geldi. Sonraki gün, 23 Eylül’de, insanlar çiftliğimde kalabalıklar halinde toplandı ve yaklaşık yüz kişi evime gelip, çiftlik işçilerimin, işçilerimin ve ahır görevlilerimin tümünü, ileride başka sonuçlar doğuracağı tehditleriyle, bir daha asla benim için çalışmamaları emriyle gönderdiler. Sürüm, maaşının bir parçası olarak benden aldığı evi bırakmayı reddetmesine rağmen, işini bırakması için korkutuldu. Çiftlik dışındaki bir başka sürü de görevinden istifa etmeye zorlandı. Demircim, benim için bir daha iş yaparsa kendisini öldürmekle tehdit eden bir mektup aldı ve çamaşırcım da çamaşırlarımı bırakması emrini aldı. Posta çantamı komşu kasaba Ballinrobe’a götürüp getiren on iki yaşında küçük bir çocuk 27 Eylül’de vuruldu ve tehdit edildi ve işini bırakması emredildi; o zamandan beri mektuplarım için küçük yeğenimi yolluyorum ve hatta 2 Ekim’de yolda durdurulup haberci olarak çalışmaya devam ederse diye tehdit edildi. Dükkan sahipleri evime gelen tüm erzakları durdurmaları konusunda uyarıldı ve postacı hanımdan, bana bir mesaj getiren telgraf habercisinin yolda durdurulup tehdit edildiğini ve gelecekte bana gelebilecek telgrafların ele geçirilmesinden ve habercinin yaralanmasından korktuğu için güvenli olmadığını düşündüğünü söyleyen bir mesaj aldım. Çiftliğim kamu malıdır; insanlar cezasızca üzerinde dolaşıyorlar. Ürünlerim çiğneniyor, büyük miktarlarda götürülüyor ve toptan yok ediliyor. Kapılarımın kilitleri kırılıyor, kapılar açılıyor, duvarlar yıkılıyor ve hayvanlar yollara sürülüyor. Hiçbir işçiyi hiçbir şey yapmaya ikna edemiyorum ve her şeyi bırakıp ülkeyi terk etmediğim sürece yıkımım Toprak Birliği’nin hedefi olarak açıkça ilan ediliyor. Ülkeyi tanıyan herkes için apaçık olan kendi hayatımın tehlikesinden bahsetmiyorum.”

Olay 2 ay gibi kısa bir sürede o kadar büyüdü ve ilgi çekti ki bu direniş İngiliz basınında yer almaya başladı. Daily News, özel muhabiri Bernard Becker’i bölgeye gönderdi. Gazeteci James Redpath, bu direnişe “dışlama eylemi” anlamına gelen “ostracism” adını vermeyi düşünse de bu ad yerine Yüzbaşı Boycott’un soyadını kullanmayı tercih etti ve gelişmeleri “boykot eylemi” olarak haberleştirdi. “Boykot” kelimesi ilk kez 12 Ekim 1880’de Redpath tarafından Inter-Ocean’da kullanıldı. Kelime 1888’de A New English Dictionary on Historical Principles’ın (daha sonra The Oxford English Dictionary olarak bilinir ) birinci cildine dahil edildi. Boykot kelimesi kısa sürede protesto amaçlı ilişki kesme, yok sayma, dışlama eylemlerinin karşılığı olarak dünyanın bütün dillerinde yer buldu.

Ahlaki öfkenin dışa vurumu:

Şiddet içermeyen bir protesto ifadesi olarak dünya genelinde zaman zaman yaygın biçimde başvurulan etkili bir eylem biçimi olan boykot; hedeflenen kişi, ürün, kurum ya da kuruluş veya ülkeden gönüllü ve organize biçimde uzak durmak anlamına geliyor. Bir tüketici aktivizmi olarak 20. Yüzyılda birçok ülkede yaygın biçimde başvurulan boykotun öncelikli amacı, toplumun itiraz ettiği belirli bir durum karşısında ahlaki öfkeyi, reddedişi ifade etmek ve beraberinde hedeflenen kişi ya da kuruluşa azami ekonomik kayıp yaşatmak.

Günümüzde internetin sağladığı geniş erişim imkânı tüketicilerin belirli kişi, şirket ya da ülkelere karşı büyük çaplı boykot organizasyonlarını olanaklı kılıyor. Bu durum, tüketici tepkisinden kaynaklı ekonomik kayıp ya da itibar kaybı endişesini şirketlerin öncelikli meselesi haline getirirken boykot kampanyalarının başarı olasılığını da artırıyor.

Büyük boykotlar…

Kapitalist ekonominin kurumlaştığı 20. Yüzyıl aynı zamanda tüketicilerin tüketimden doğan güçlerini sıkça yaygın ve etkili biçimde harekete geçirdikleri bir dönem oldu. 20. Yüzyıl boyunca dünyanın pek çok ülkesinde ekonomik ve siyasal amaçlarla çok sayıda boykot eylemleri gerçekleştirildi. Gelin bu büyük boykot hareketlerinden en önemlilerini hatırlayalım:

Bir adam hayır dedi!…

1930’lu yıllarda Hindistan bir İngiliz sömürgesiydi. İngiltere, Hindistan’ın zenginliklerini kendi ülkesine taşırken Hindistan’daki milyonlarca insanı ağır bir yoksulluğa mahkum ediyordu. Ülkenin tüm zenginlikleri İngiliz şirketlerin tekelindeydi ki tuz da bunlardan biriydi. İngiltere, Hindistan’daki tuz üretimi ve satışına ağır vergiler uygulamaya başladığında ufak tefek, cılız bir adam, Mahatma Gandhi, arkasına 78 arkadaşını da alarak 12 Mart 1930’da uzun bir yürüyüşe çıktı: Tuz yürüyüşü!

Son derece basit bir eylemdi yürümek. Gandhi ve arkadaşlarının hedefi denize ulaşmak ve denizden kendi tuzlarını üreterek yasayı delmekti. 24 gün süren 385 kilometrelik yürüyüş boyunca Gandhi ve arkadaşları milyonlarca Hintlinin uyanışına da öncülük etmiş oldular. İngiliz sömürge yönetimi tamamen şiddetsiz bu eylemi bastırabilmek için 60 bin kişiyi tutukladı. Ancak tuz vergisi artık fiilen uygulanamaz hale gelmiş, milyonlarca Hintli kendi tuzunu üretip kullanmaya başlamıştı. İngilizler 1931’de Gandhi’yi serbest bırakmak ve tuz vergilerini gevşetmek zorunda kaldı. Ama çok geçti artık, uyuyan dev, Hindistan çoktan uyanmıştı derin uykusundan!

Nazi’ler de boykotu kullandı ama şeytani bir amaç için!

Boykot her zaman ahlaki amaçlarla gerçekleşmedi. Nazi Almanya’sında 1 Nisan 1933’te rejim Yahudilere karşı ilk koordineli eylemlerinden birini başlattı. Tüm Almanya, Yahudi olduğu bilinen işletmelerden herhangi bir mal ya da hizmet satın almamaya çağrıldı.

1 Nisan boykotunun sabah 10.00 dan akşam 20.00 ye kadar sürmesi planlandı. Yahudilere ait tüm şirket ve dükkanlar listelenerek Alman halkına dağıtıldı. Listede yer alan dükkanların önüne üniformalı SA’lar ve Hitler Gençliği üyeleri yerleştirildi. Şehir ve kasabaların meydanlarına “Almanlar kendinizi savunun! Yahudilerden alışveriş yapmayın!” posterleri asıldı. Yahudilerin dükkanlarına 6 köşeli yıldız işareti çizildi ve “Jude” (Yahudi) ibareleri kondu. Her ne kadar çağrılarda şiddete başvurulmayacak ifadesi kullanılsa da Yahudiler dükkanlarından dövülerek çıkarıldılar. Ne yazık ki rejim zoruyla gerçekleştirilen ilk koordineli eylemlerden biri olan 1 Nisan boykotu, ilerleyen yıllarda yaşanan korkunç soykırımın habercisiydi.

Bir kadın hayır dedi!..

1955 yılı ABD’si siyahlara karşı son derece katı ayrımcılığın uygulandığı bir dönemdi. Beyazlarla siyahların yaşam alanları kesin çizgilerle birbirlerinden ayrılmakta, bu çizgileri ihlal edenlere sert yaptırımlar uygulanmaktaydı. 1 Aralık 1955’te siyah Amerikalı bir kadın, Rosa Parks bindiği otobüste beyazlara ayrılan bölüme oturdu ve yerinden kalkmayı reddetti. Parks’ın bu “akıl almaz eylemi” (!) sert biçimde cezalandırıldı ve Rosa tutuklandı.

Montgomery kentinde yaşayan siyahlar, Rosa Parks’a yapılan bu muameleye çok güçlü bir tepki gösterdi ve yaklaşık 1 yıl sürecek eşi görülmemiş bir eylem başlattılar: boykot! Martin Luther King liderliğinde 40 bin kişilik siyah toplum, otobüslere binmeyi reddederek evlerine, işlerine, alışverişe gidip gelirken otobüsleri kullanmaya son verdiler. İnsanların kilometrelerce yürüyerek, bisiklet kullanarak işlerine gidip gelmesi hayatı ciddi biçimde sekteye uğrattı. Montgomery polisinin “terörist eylem” olarak nitelediği otobüs boykotu ile şirketler müşterilerinin %75’ini kaybettiler. 382 günün sonunda şirketler pes etmek zorunda kaldılar ve otobüslerde siyah-beyaz ayrımına son verildi.

Boykot Hareketi, Güney Afrika’ya diz çöktürdü

Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ırkçı “Appertheid” politikası doğrultusundaki insanlık dışı uygulamalar dünya genelinde birçok protesto eylemine neden olmuştu. 26 Haziran 1959’da “Güney Afrika Özgürlük Günü” nedeniyle yapılan toplantıda ırkçı rejimi destekleyen şirketlerin ürünlerinin boykot edilmesi fikri kısa zamanda bütün İngiltere’de kabul gördü.

Boykot Hareketi, 28 Şubat 1960’ta Londra’nın merkezinde büyük bir yürüyüş düzenledi. 8 bin kişinin katıldığı yürüyüşün ardından Trafalgar Meydanında toplanan protestocular 1 ay boyunca Güney Afrika ürünlerini boykot etme kararı aldı. Bu eylem 1980’lere kadar ırkçı Güney Afrika rejimine karşı kitlesel olarak sürdürülen en etkili faaliyetlerden biri oldu.

Amerika 5 yıl üzüm yemedi ama tarım işçileri kazandı!

8 Eylül 1965’te Tarım İşçileri Örgütlenme Komitesi’ne (AWOC) bağlı 800’den fazla Filipinli çiftçi, Delano civarındaki on üzüm bağında grev yaptı. Sadece birkaç ay önce iki deneyimli tarım işçisi, Larry Itliong ve Ben Gines’in öncülük ettiği grevde Coachela vadisinde tarım işçileri önemli kazanımlar elde etmişlerdi. Bu zaferin Delano’ya da yayılabilmesi için her iki bölgenin işçi liderleri bir araya geldiler. Yapılan toplantılarda işçiler saatlik ücretlerinin 1.25 dolardan 1.40 dolara çıkarılmasını, ürettikleri kutu başına da ücretin 10 cent’ten 25 cent’e çıkarılmasını talep ettiler ancak bu, Delano’daki tarım işçileri için ağır bedeller ödemek anlamına geliyordu. Zira işçilerin büyük bölümü aileleriyle birlikte işletme sahiplerinin verdiği konutlarda yaşıyorlar ve bu imkânı kaybetmekten çekiniyorlardı. Haksız da değillerdi… İşletme sahiplerinin baskıları ardı ardına geldi. İşçiler aileleriyle birlikte kaldıkları lojmanlardan atıldılar. İşçilerin grevini kırmak için işverenler Meksikalı kaçak işçileri getirtmeye başlayınca, hareket  Ulusal Çiftlik İşçileri Hareketi (NFWA) liderlerinden Cesar Chavez öncülüğünde hayli zorlu çabalar sonunda ulusal bir boykota dönüştü.

Chavez, NFWA’yı çiftlik işçilerinin mücadelesinin çok daha geniş bir medeni haklar hareketinin parçası olduğu öncülü etrafında örgütlemişti. Devam eden Siyah Özgürlük Mücadelesi, çiftlik işçilerine hem ilham hem de müttefik sağladı. Grev sırasında, Öğrenci Şiddetsiz Koordinasyon Komitesi (SNCC) ve Irk Eşitliği Kongresi’nden (CORE) örgütçüler, Körfez Bölgesi’nden öğrenci aktivistlerle birlikte, Delano’ya destek sunmak için geldiler ve ırksal adalet mücadelesinde Jim Crow Güney ile kırsal Kaliforniya arasında paralellikler kurdular. NFWA Aralık 1965’te bölgenin ikinci büyük içki firması olan Schenley’i hedef aldı. Schenley ürünlerinin satın alınmaması çağrısı etkili oldu ve büyük ölçüde satış düşüşü yaşayan firma, NFWA ile ilk kez sözleşmeye oturmak zorunda kaldı. Ardından diğer başarılar geldi…

Beş yıl boyunca milyonlarca Amerikalı üzüm tüketimini durdurdu. ABD’deki üzüm satışları yüzde 17 oranında düştü.

Kaliforniya’nın 26 büyük üzüm üreticisi 1970’te masaya oturmak zorunda kaldı ve tarım işçileri tarihinde ilk kez toplu iş sözleşmesi imzalandı. Sözleşme, asgari ücretin yükseltilmesi, sağlık sigortası, güvenlik önlemleri ve tarım zehirlerinin kullanımına ilişkin düzenlemeleri içeriyordu.

Gazze ile Dayanışma Boykotları

2023 Ekim’inde başlayan İsrail-Hamas savaşı sonrası, İsrail’i desteklediği düşünülen şirketlere karşı dünya genelinde boykot başlatıldı.

McDonald’s, Starbucks, Coca-Cola, Disney+ ve Puma gibi markalar hedef alındı. Orta Doğu, Güneydoğu Asya ve Batı’daki üniversitelerde yoğun katılım oldu. 30 milyondan fazla sosyal medya kullanıcısı boykot etiketlerini kullandı.

McDonald’s’ın, 2024 birinci çeyrekte uluslararası pazar satışlarında yüzde 4,7 düşüş kaydedildi. Starbucks’ın yıllık gelir büyüme tahmini yüzde 10–12’den yüzde 7–10’a indirildi. Boykotun Starbucks üzerinde yaklaşık 500 milyon dolarlık bir etkisi oldu. Coca-Cola’nın Orta Doğu satışlarında yüzde 40 düşüş kaydedildi. Toplam zarar 320 milyon dolar olarak ölçüldü. Disney+, 1,8 milyon abone kaybı yaşadı, toplam zarar yıllık 216 milyon dolar gelir kaybı olarak kayıtlara geçti.

McDonald’s’ın Mısır ve Ürdün şubelerinde yüzde 70’e varan ciro düşüşü tespit edildi. McDonald’s’ın Suudi Arabistan’daki bayisi, Gazze’ye 3,7 milyon dolar değerinde bağış yapmak zorunda kaldı. Birçok yatırım fonu bu şirketlerden çekildi.

Boykota aşina bir millet!

Tarihte yolculuk yaparken boykotun Anadolu coğrafyası için yabancı bir kavram olduğunu düşünmeyin. Bilakis, boykot 19. Yüzyılın sonlarından itibaren bu toprakların insanlarının hayli aşina oldukları bir direniş geleneği.

Sen Bosna-Hersek’i alırsan ben de senin malını almam!

Bosna-Hersek, 13 Temmuz 1878’de imzalanan Berlin Andlaşması ile muhtar bir bölge haline getirilerek Osmanlı hakimiyetinde kalmak kaydıyla Avusturya idaresine bırakılmıştı. Avusturya’nın amacı bu bölgeyi ilk fırsatta kendi topraklarına katmaktı.

Şayet bu gerçekleşirse Avusturya, Adriyatik sahillerine ulaşacaktı. Aynı bölgede Sırbistan’ın da emellerinin olması, iki ülkeyi alttan alta çatışma içine sürükledi. II. Meşrutiyet’in ilanı günlerinde İngiltere ve Avusturya Reval’de yaptıkları toplantıda Osmanlı Devleti’nin sona ermek üzere olduğu kanaatine vararak bu dağılımdan istifade edecekleri faydaları belirlemeye başladılar. İki devlet muhtemel paylaşımda Avusturya’ya da arzuladığı Bosna-Hersek ve Yenipazar sancağını ilhak etmeyi önerdiler. Bu görüşmeler henüz yazılı bir mutabakatla neticelenmeden 5 Ekim’de Avusturya, Bosna-Hersek’i ilhak etti. Yine aynı gün bağımsızlığını ilan eden Bulgaristan da Avusturya tarafından destek görüyordu.

Bosna-Hersek’in ilhakı Osmanlı Devleti’nde çok şiddetli siyasî ve sosyal tepki gördü. Avustuıya’ya karşı toplumsal tepki kısa zamanda çığ gibi büyüdü. Şiddetli tepkinin bir yansıması olarak 7 Ekimden itibaren Osmanlı Devleti’nde Avusturya mallarına karşı boykot başladı. Boykot özellikle İstanbul, İzmir, Trabzon ve Selanik gibi liman kentlerinde etkili oldu. Hamallar, Avusturya gemilerine yük taşıma ve boşaltma işlemi yapmıyorlardı. Tüccarlar Avusturya ile ticarî ilişkilere girmiyorlar, Müslüman ve gayr-ı müslim halk da dükkanlardan bu ülke mallarını satın almıyorlardı. “Fes boykotu” olarak da tarihe geçen bu boykot ne yazık ki Osmanlı Devleti’nin, Avusturya’yı dize getirmek için siyasî ve askerî gücü olmadığından bu oldu bittiyi kabul etmekten başka seçeneği olmamasından dolayı başarısızlıkla bitti. Osmanlı 26 Şubat 1909’da Avusturya ile imzaladığı andlaşma ile ilhakı tanıdı ve 2 Mart’tan itibaren boykot sona erdi.

Liman işçilerinin başını çektiği Girit boykotu

Avusturya’ya karşı uygulanan boykottan daha geniş katılımlı ve şiddetli boykot, Girit meselesi yüzünden Yunanistan’a karşı yapılmıştır. Osmanlı Devleti zayıflamaya başlayınca, XIX. yüzyılın başlarından itibaren Rusya’nın kış-kırtmalarıyla adada Rumlar tarafından etnik faaliyetler başlamıştı. Adada 1821 ve 1866 tarihlerinde büyük isyanlar çıktı ise de Osmanlı makamlarınca bastırıldı. Berlin Andlaşması’ndan sonra 23 Ekim 1878 Halepa Sözleşmesi ile muhtar bir yönetime kavuştu. Yunanistan’ın da desteğini alan Giritli Rumlar 1885 ve 1897’de tekrar isyanlar çıkardılar. Amaçları adayı Yunanistan’a ilhak etmekti. 1908 yılında Bulgaristan’ın bağımsızlığını ilan etmesi ve Bosna-Hersek’in Avusturya tarafından ilhakından cesaret alan Girit Rumları, 6 Ekim’de Yunanistan’a iltihak kararı aldılar. Bosna-Hersek ve Bulgaristan’ın kaybı ile zor günler yaşayan Osmanlı Devleti, bu karara şiddetle tepki gösterdi.

Girit Milli Meclisi’nin 9 Mayıs 1910’da “Helenlerin Kralı” adına açılması ile, ülkenin her tarafında Yunanistan mallarına karşı boykot başladı. Avusturya’ya karşı yapılan boykot nedeniyle, belli bir tecrübeye sahip olan kitleler, boykotu organizeli bir şekilde her tarafa yaymaya çalıştılar. Avusturya’ya karşı uygulanan boykotta olduğu gibi İstanbul, İzmir, Trabzon, Samsun, Selanik ve Zonguldak gibi liman kentleri boykotun faal olarak uygulandığı yerlerdi. Liman işçileri boykotun motorize gücüydüler. Boykot nedeniyle iktisadî hayat büyük sekteye uğradı. Büyük devletlerin boykotun durdurulması yönünde Osmanlı Devleti’ne ve geri adım atması için de Yunanistan’a baskı yapmaları sonucu yıl sonuna doğru boykot etkisini kaybetmeye başladı

Hacı David Vapur Kumpanyası boykotu

İstanbul-Beyrut hattında yolcu taşıyan Haci David Vapur Kumpanyası’na bağlı Newjersey adlı gemi, 40-50 yolcusuyla Beyrut’tan İstanbul’a hareketinden sonra hava şartlarının da etkisiyle planlanan zamanlarda iskelelere varamadı. Gemi büyük küçük tüm iskelelere uğruyordu. Yolculuğun uzaması yolcular arasında hoşnutsuzluk ve huzursuzluklara sebep oldu. İskenderun limanında iki gün kalınmasına rağmen hala hareket edilmiyordu. Çoğunluğu tezkere almış askerler (müstebdele) olan yolcular seyahatin planlanan zamandan uzun sürmesi halinde ekonomik sorunlarla da karşılaşacakları endişesiyle Mülazım Ali Saib Bey’i gemi kaptanı İzmirli Vasilaki ile konuşmak üzere görevlendirdiler. Ali Saib Bey, yolcuların sıkıntısını aktararak, geminin İskenderun’dan direk Mersin limanına yönelmesini ve diğer küçük limanlarda zaman harcamamasını veya verdikleri ücretlerin iade edilerek başka bir gemi ile yollarına devam etmelerinin sağlanmasını önerdi. Kaptan bu talebi reddetti. Bu sırada Amerikan Viskonsolosluğu görevini de yürüten ve Amerikan vapurlarının İskenderun acentesi Priştiyani gemiye geldi. Gemi personeli yolcular arasında bulunan askerlerin hislerini incitecek sözlü saldırılırda bulunmaya başladı. Yolculardan birisi Viskonsolosu göğsünden itince, büyük çoğunluğu birkaç yıl öncesine kadar Osmanlı tebaasına mensup Rumlar olan gemi mürettebatı yolculara saldırmaya başladı. İskenderun Mevki Kumandanı’nın müdahalesiyle olay yatıştırıldı ve yaralılar hastaneye kaldırıldı. Viskonsolosa göre gemi Amerikan bayrağını hamil olduğundan, Mülazım Ali Bey hapsedildi. Yargılanmak amacıyla İstanbul’a götürülerek Amerikan Sefareti’ne teslim edilecekti. İskenderun’da 17 Ocak 1911 ’de cereyan eden bu olay, limanlarda boykotun başlamasına yetti.

Hacı David Vapur Kumpanyası, Osmanlı kamuoyunca iyi tanınıyordu, Avusturya ve Yunanistan’a karşı 1908’den beri aralıklarla uygulanan boykotlar şirket tarafından istismar edilerek halkın aleyhine kullanılmıştı. Bu devletlere karşı boykotlar başladıktan sonra şirket, nakliye ücretlerini beş kat civarında artırmıştı.

Tezkere almış askerlere gemide yapılan saldırılar ve yaralıların hastaneye kaldırılması kısa zamanda İskenderun’da bir tepkiye sebep verdi. Bu tepki boykot cemiyetleri tarafından diğer şehirlere yayıldı. Gemi, Amerikan bandırası taşımasına rağmen, mürettebatının tamamına yakınının Rum menşeli veya Yunanlı olması, Girit meselesi yüzünden Yunanistan’a karşı öfkeli olan halkı galeyana getirdi. Osmanlı karasularında Türk askerlerine kaba davranılması veya ona kurşun sıkılması millî hissiyatı rencide edecek türden bir gelişme olarak algılandı.

Olay İzmir’de duyulduğunda halk büyük infiale kapıldı. Olaya sebep olan gemi İzmir limanına yaklaştığında halk protesto için Kordonboyu’na akın etti. İzdihamın artması üzerine kalabalık zor kullanılmak suretiyle dağıtıldı. İzmir boykotaj komitesi boykot kararı aldı.

İskenderun’da başlayan boykot Selanik’e kadar olan tüm limanlarda uygulanmaya başladı. Selanik boykotaj komitesi gazetelere ilanlar vererek Hacı David Kumpanyası gemilerine karşı boykot uygulanması çağrısında bulundu Avusturya ve Yunan boykotlarında olduğu gibi boykotun öncüleri hamallar ve kayıkçılardan oluşan liman işçileriydi. Tüccarlar da ticarî mallarını Amerikan bandıralı gemiler yerine limana gelen diğer ülke gemilerine vererek boykota katkıda bulunuyorlardı. Halkın katılımı ise gönülden bu hareketleri destekleme şeklinde tezahür ediyordu. Devletin başkenti İstanbul da boykotun faal olarak uygulandığı bir şehirdi. Olaydan bir hafta sonra İstanbul limanına gelen Newyork ve Kaliforniya gemilerindeki yolcuların tahliyesi limanda çalışan hamallar tarafından engellendi. Mavnacı ve sandalcılar yolcuların yanı sıra ticarî eşyaları da indirmediler.

Osmanlı limanlarında 17 Ocak 1911’de başlayan Amerikan bandıralı Hacı David Vapur Kumpanyası gemilerine boykot üç ay kadar sürdü. Boykotun uygulandığı yerler, şirkete bağlı gemilerin uğradığı limanlardı. Uç aylık süre içinde gemilerin uğrak yerleri olan İskenderun-lstanbul-Selanik arasındaki liman kentlerinde boykot uygulandı. Boykota katılanlar hamallar, kayıkçılar, mavnacılar ve tüccarlardı ve liman kentleri ile sınırlı kaldı. Amerikan mallarına boykot şekline dönüşmedi. Bu nedenle boykota halkın aktif katılımı olmadı.

İttihat Terakki’den Bir taşla iki kuş… 1913-1914 Rumlara Karşı Boykot

1913–1914 yıllarında Rumlara karşı yapılan boykotun nedeni, bazı Rum vatandaşların Yunan Hükümeti’ne yaptıkları bağışlardı. Boykotu yürütenlere göre Balkan Harbi’nde Yunanistan’ın başarısı, kısmen Osmanlı Rumlarının desteğiyle gerçekleşmişti. Hatta Osmanlı donanmasını Marmara’ya hapseden Yunanistan’ın Averof zırhlısı, Averof adında Göriceli bir Osmanlı Rum vatandaşı tarafından Yunan Hükümeti’ne hediye edilmişti. Boykotaj kampanyasına göre, Osmanlı topraklarında ticaret Rumların elindeydi. Alışverişi Rum “vatandaşlar” düzenliyorlardı. Böylece “zavallı, şaşkın ve gafil Müslümanlar” kendi elleriyle Yunanistan’ın topu tüfeğini, zırhlısını finanse ediyorlardı.

Rumlara karşı yapılan boykot hareketi, Yunanlıların Makedonya Türklerine yaptıkları zulme karşı bir tepki olduğu kadar, Rumların ekonomik durumunu sarsarak Türklere bu alanda gelişmek imkânını verebilecek bir tedbir diye düşünülmekteydi. Bu nedenle İttihat ve Terakki Cemiyeti, Rumlarla Yunanlıların çoğunlukta bulunduğu bölgelerde örgütleri aracılığıyla “Türk’ün Türk’ten alışverişi” ve “Rum ve Yunan tüccarlarıyla her türlü ilişkinin kesilmesi” düşüncelerini halka yaymıştır27. Boykotla iki amaca ulaşmak hedeflenmişti: Rumların elindeki sermayenin tahrip edilmeden millileşmesini sağlamak ve bunun bir sonucu olarak da Rumları “gönüllü göçe” zorlamak.

1913–1914 boykotunda, diğer boykot hareketlerinde olduğu gibi boykot komiteleri, basın aracılığıyla halkı boykota davet etmedi. Ancak arşiv belgelerinde bazı boykot komitelerinin adının geçmiş olması nedeniyle boykot komitelerinin Rumlara karşı yapılan boykot hareketinde de rol oynadığı söylenebilir. Rumlara karşı uygulanan boykot hareketi, basına çok fazla yansıtılmadan gerçekleştirildi. Boykot hareketi kısa sürede etkisini gösterdi. Eylem, Müslümanlara parasız dağıtılan risalelerle duyurulmuş, Müslüman esnafın, tüccarların, işyerlerinin adreslerini içeren listeler yayınlanmıştır. Boykotçuların hazırladıkları risalelerde Osmanlı ülkesinde yaşayan Rum ve Yunanlılar tarafından Yunan Hükümeti’ne yardım yapıldığı vurgulanmakta, halka Müslümanlardan alışveriş yapmaları salık verilmekte ve Müslümanlara ticarete atılmaları için çağrıda bulunulmaktaydı.

Yakın dönemde Türkiye’de gerçekleşen önemli boykotlar:

Boykot, yakın dönemde Türkiye’de de sıkça dillendirilen ve başvurulan protesto yöntemleri arasında yer aldı.

Yakın dönemde belirli bir şirketi hedef alan boykot kampanyaları arasında Danone boykotu ilginç bir örnek olarak öne çıkıyor. Bu boykot tamamen elektronik ortamda yayılan, belli bir organizasyon tarafından organize edilmeyen ve liderinin olmadığı hem başarılı hem de etkin bir boykot olarak ifade edilmektedir. Sütlü ürünler, şişelenmiş su ve bisküvi ürün gruplarında dünyanın 120 ülkesinde faaliyet gösteren Danone, Mayıs 2005’te bir internet sitesinde yer alan ve süt ürünü Danino’nun içeriğine eklenen özel bir madde nedeniyle çocuklarda “geri zekalılığa” sebebiyet verdiğini aktaran yazıya dayanılarak boykot edilmiştir. Elektronik iletiler ve ağızdan ağıza iletişim yoluyla altı buçuk milyon kişiye aktarılan bu yazı sonucunda Danone Türkiye, internette bir şirkete karşı yürütülen belki de en büyük kampanyayla karşı karşıya kalmıştır. Danino ürününü hedef alan bu kampanyanın, kategori satışlarında %26’lara varan bir gerileme olduğu belirtilmiştir. Bu gerilemenin de, süt alımlarında yaklaşık 15 milyon litre daralmaya neden olduğu açıklanmıştır.

Cumhuriyet tarihinde boykotu en çok seven lider: Erdoğan

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan boykotu etkili bir eylem biçimi olarak görüyor ve çeşitli dönemlerde yurttaşları boykota çağırmakla biliniyor.

Bunların gazetelerini evinize sokmayın!

Erdoğan 14 Eylül 2008’de Aydın Doğan’ın sahibi olduğu Doğan Yayın Grubu’na sert eleştirilerde bulundu ve  ‘Doğan, işadamı şapkasıyla yayıncı şapkasını birbirine karıştırıyor’ dedi. Doğan Medya ile kavgası nedeniyle bir açıklama yayınlayan Uluslararası Basın Enstitüsü IPI’yi de sert biçimde eleştiren Erdoğan “Sen kimsin?” dedi.

19 Eylül 2008’de Erdoğan- Aydın Doğan kavgası, Erdoğan’ın “bunların gazetelerini evlerinize sokmayın” çağrısıyla zirveye ulaştı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Türkiye’de medyanın güvenilirliğini yitirdiğini ve kendini bitirdiğini” söyleyerek, ”Onun için bundan sonra ben de diyorum ki partinin mensupları olarak yalan yanlış bu haberleri yapan medyaya karşı sizler de kampanyanızı başlatın, sürdürün ve bu gazeteleri evinize sokmayın. Almayın” dedi.

Erdoğan “Siz mi bize karşı yalan yanlış bu tür kampanyalar yapıyorsunuz, biz de en tabii, en doğal hakkımızı kullanıyoruz. Size karşı biz de bu kampanyayı başlatıyoruz, almayacağız. Hangi dilden anlarsanız o dilden konuşacağız.” Dedi.

Onların iPhone’u varsa…

Erdoğan 14 Ağustos 2018’de ABD menşeili elektronik ürünlere yönelik boykot uygulanacağını açıkladı. Erdoğan açıklamasında “Daha çok üreteceğiz, daha çok ihraç edeceğiz…Onların iPhone’u varsa öbür tarafta Samsung var, Venüs var, Vestel var” dedi.

Milletime sesleniyorum: Fransız mallarını boykot edin!

26 Ekim 2020’de Fransa lideri Macron ile Libya ve Doğu Akdeniz’de yaşadığı gerilimin ardından Erdoğan katıldığı Mevlid-i Nebevi Haftası açılış töreninde yaptığı konuşmada Fransa’yı İslam düşmanlığı ile suçladı ve “Nasıl Fransa’da Türk markalı mal satın almayın deniyorsa ben de şimdi milletime sesleniyorum. Sakın Fransız markalarını satın almayın” dedi.

Gazze için boykot!

Erdoğan 17 Eylül 2024’te sosyal medya hesabından yapay zeka ile oluşturulmuş, İsrail ürünlerine boykot çağrısı yapan bir videoyu paylaştı.

Enflasyona çare: Vatandaş Boykot Yap!

AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan 3 Ocak 2025 tarihinde enflasyonla mücadelede vatandaşlardan yardım istedi ve fahiş fiyatlar uygulayan şirketlerin ürünlerinin boykot edilmesi çağrısı yaptı.

“Pahalı ürün satanları dize getirecek etkili yöntemlerden biri boykottur. Fırsatçılık yapanlara karşı en büyük kozumuz, satın almama özgürlüğünü kullanmaktır” diyen Erdoğan vatandaşları boykota davet etti.

Boykot’tan Türkiye de nasibini aldı: Suudi Boykotu

Uluslararası gerilimler, zaman zaman Türkiye’yi de boykotun hedefi haline getirdi. İstanbul Başkonsolosluğu binasında Suudi gazeteci Kaşıkçı’nın öldürülmesinin ardından Suudi Arabistan- Türkiye ilişkileri gerildi. Suudi Arabistan 2020’den 2022’ye kadar Türkiye menşeili mallara katı bir boykot uyguladı.

Anayasal Bir Hak Olan Boykot’a Davet Eden Tüm Kampanyalar:

Şiddet içermeyen, tüketicinin tüketimden doğan gücünü harekete geçirdiği anayasal, demokratik bir hak olan boykot hakkı, bugün Türkiye’de çeşitli kesimler tarafından çeşitli gerekçelerle çok farklı kurum ve kuruluşlara dönük olarak yapılıyor.

Buyrun, dilediğiniz kampanyayı seçin, tüketimden gelen gücünüzü harekete geçirin:

BOYKOT YAP

Boykot.yap sitesi, “Bu düzen böyle gitmez, gitmemeli diyorsan” seni boykota davet ediyor.

BOYKOT.CO

Boykot.co sitesi boykotun bir iman meselesi olduğunu söylüyor ve Filistin’deki soykırıma karşı tüketicileri boykota davet ediyor.

BOYKOT YOLU

Boykotyolu sitesi “Almazsan ölmezsin, alırsan ölürler” diyerek tüketicileri boykota davet ediyor.

BOYKOT DEDEKTİFİ

Boykot Dedektifi sitesi “Filistini Desteklemek, İsraili BOYKOT Etmek için Müslüman Olmanıza Gerek Yok, Azıcık insan Olmanız Yeterli!” diyerek tüketicileri boykota davet ediyor.

Kaynakça:

TTK Belleten, Osmanlı-Amerikan İlişkilerinde Bir Kriz: Hacı David Vapur Kumpanyası Boykotu (1911) https://belleten.gov.tr/tam-metin/3521/tur

Holokost Ansiklopedisi https://encyclopedia.ushmm.org/content/tr/article/the-boycott-of-jewish-businesses

Workers United: The Delano Grape Strike and Boycott https://www.nps.gov/articles/000/workers-united-the-delano-grape-strike-and-boycott.htm

1913–1914 Rumlara Karşı Boykot ve Hüseyin Kâzım Bey’in Bir Risalesi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/235710

Şiddet İçermeyen Bir Eylem Olarak Dolaylı Tüketici Boykotlarının Oluşum Süreci ve Türkiye İçin Değerlendirme

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/36030

Tüketici Boykotu ve Tüketicilerin Boykot Katılımlarını Etkileyen Faktörler https://acikerisim.balikesir.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12462/10105/Selin_Balaban.pdf?sequence=1&isAllowed=y

 

 

Benzer İçerikler

spot_img

Son İçerikler

spot_img