11.6 C
İstanbul

AÇEV: Ebeveynlik, Geliştirilebilir Bir Beceri

Yayınlanma tarihi:

Anne Çocuk Vakfı (AÇEV) Direktörlerinden Meltem Cantürk ile Türkiye’de anne- çocuk- aile kaynaklı sorunlar ve bu alanda yürütülen çalışmalar üzerine konuştuk.

Hep şikayetçi olduğumuz, değişmesini istediğimizi söylediğimiz binlerce sorun var. Hepimiz daha kaliteli bir hayat, daha yaşanılabilir bir çevre, daha iyi yetişen nesiller, daha çağdaş ve uygar bir toplum hayal ettiğimizi söylüyoruz ama ne yazık ki çoğumuz sadece “konuşuyoruz!”

Konuşmak, yakınmak, homurdanmak yerine elini taşın altına koyanlar var. Onlar sessiz birer karınca misali bulundukları sokaktan başlayarak yaşadıkları kenti, çevreyi, toplumu değiştiren dönüştüren sayısız faaliyetin içerisinde gönüllü olarak yer alıyorlar. Eksik kaldıkları konularda eğitimler alıyor ve zamanlarını, enerjilerini, birikimlerini toplumun hizmetine nasıl sunabileceklerine, daha fazla nasıl faydalı olabileceklerine kafa yoruyorlar.

“Hayat gailesi içerisinde” yaşadığımız çevreyi, toplumu dönüştürücü faaliyetlere zaman ayırabilir miyiz? Çoğumuz için bu “fazla lüks, fazla varlıklı işi, fazla boş zamanı olanların işi” gibi görünse de işin aslı öyle değil.

Sivil Ağlar serisi, yaşadıkları dünyayı dönüştürmeyi iş edinenleri tanıtmayı amaçlıyor. Serimiz 2022’de başladı, devam edecek…

Konuğumuz Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) yöneticilerinden Meltem Cantürk. Meltem Cantürk 26 yıldır bir sivil toplum çalışanı. AÇEV ne yapar, kimlere nasıl hizmet eder, AÇEV in sağladığı toplumsal faydalar neler ve nihayet bizler AÇEV in faaliyet alanında neler yapabiliriz sorularına yanıt aradığımız bir söyleşi gerçekleştirdik Meltem Cantürk’le.

Hemen ziyaret etmeniz için AÇEV web sitesini de şuraya bırakayım: Tıklayınız!

Sinan Dirlik/ Sivil Ağlar

(Sivil Ağlar programımıza katılmak isteyen STK’lar ve önerileriniz için iletişim: [email protected] )

28 Mart 2022

Sinan Dirlik: AÇEV çok önemli bir kuruluş. Anne baba ve çocuk eğitimi konusunda 28 yıldır çok değerli bir faaliyet yürütüyor. Sevgili Meltem, bize AÇEV’in 28 yıllık tarihinin köşe taşlarını aktarabilir misin? AÇEV nedir, ne yapar, nasıl çalışmalar yürütür?

Meltem Cantürk: Kuruluş hikayemizi çok seviyorum o yüzden anlatmaktan da büyük keyif alıyorum. Maalesef kaybettik, Prof. Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı, ACEV’in de kurucularından kendisi, 80’li yıllarda Boğaziçi Üniversitesinde Prof. Dr. Sevda Bekman’la birlikte bir araştırma yapıyor. O dönemde özellikle erken çocukluk dönemi desteği almak çok mümkün değil. Sadece %7 oranında. Bu araştırmanın sonucunda ev merkezli, erken çocukluk eğitimi tasarımı çıkıyor ortaya. Okul öncesi eğitime daha fazla çocuğun ulaşabilmesi için bir model tasarlanıyor. Vakfın kurucusu da Ayşen Özyeğin, bütün bu araştırmaların verileri ışığında 1993 yılında vakfı kuruyor. Temel yaklaşım şu: üniversitelerde genel olarak yapılan bilimsel çalışmaların topluma somut bir faydaya dönüştürülmesi. AÇEV’in kuruluş macerası böyle. 1993’te kurulduğumuzda Vakıf olarak yaklaşımımız şuydu: eğitim programları geliştirelim, yaygınlaştıralım, modeller uygulayalım ve bunu örnek olarak paylaşalım. Yıllar içinde bütün o eğitim içerikleri, sahadan gelen tecrübeler üzerinden de bir savunu çalışması yapalım. Bizim amacımız, yaklaşımımız bilimsel temelli çalışmalar yapmak, özellikle erken çocukluk döneminde her çocuğun güvende, mutlu ve öğreniyor olması için eğitim yoluyla destek vermek. Dolayısıyla çocuk koruma, bizim için çok değerli bir kavram. Çok da geniş bir kavram. Erken çocukluk dönemi çocukların beyinsel gelişiminin en hızlı olduğu dönem. Bu dönemde yapılacak her türlü destek, yatırım, çocukların fazla uyaran alabilmesi, eğitimle desteklenmesi, ilerideki gelişimlerini çok çok etkiliyor. Bu temel bir gerçek.

Sinan Dirlik: Erken çocukluk dediğin dönem hangi dönem?

Meltem Cantürk: 0-6 yaş dönemi. Okul öncesi dönem yani.

Sinan Dirlik: 0-6 yaş dönemini bu kadar önemli kılan nedir? Diğer yaş dönemlerinden farkı ne?

Meltem Cantürk: Aslında etrafımızdaki çocuklardan görürüz, 0-6 yaş döneminde çok hızlı gelişirler. Beyin gelişimi de çok hızlıdır. Dolayısıyla ne kadar çok uyaran alırsa çocuk, öğrenme ortamı ne kadar desteklenirse, ne kadar oyun oynayabilirse, ne kadar eğitimde olabilirse beyinsel gelişimi de o kadar yüksek oluyor. Kelime haznesi daha fazla gelişiyor. Okul öncesi dönemde çocuklara neden kitap okuruz? Tamamen hayal güçleri gelişsin, dillerini öğrensinler, hayatı öğrensinler. Bu nedenle kitap okuma çok geliştirici bir faaliyet. Bununla ilgili de çok önemli bir kampanyamız var, birazdan ondan da bahsedeceğim izin verirsen. Dolayısıyla okul öncesi dönemde çocuğu ve okul öncesini desteklemek daha fazla önemli ve etkili oluyor. Biz şundan da hareket ettik: Annelik etmek, babalık etmek, aslında öğrenilen bir beceri. Doğuştan gelen bir donanım değil bu.

Sinan Dirlik: Hah, burada cahilliğime ver lütfen, sonuçta ben bir ebeveyn değilim ama etrafımda gördüğüm, özellikle 1 yaşına, 2 yaşına kadar öncelik çocuğu iyi beslemek oluyor. İyi bir bakım ve iyi bir beslenme. Ailelerin buna öncelik verdiğini görüyorum. Ama söylediklerinden anlıyorum ki en az bakım ve beslenme kadar önemli bir konu daha var: eğitim! Bunu biraz daha açmanı istiyorum.

Meltem Cantürk: Aslında çocuk koruma dediğimiz kavram o yüzden geniş Sinan. Dediğin gibi hem bakım çok etkili oluyor ki güvende olması derken bundan söz ediyoruz aslında. Her anlamda güvende olma… Barınma, beslenme, pozitif barış halinin olması, etrafındaki tüm mekanizmaların çocuğu koruyacak şekilde hazırlanması ve bu bakımın yanı sıra çocuğa sadece bakım vermek yetmiyor, ilgilenmek, sevgi göstermek, birlikte kaliteli zaman geçirmek. Bak bu çok uzun yıllar söylenegeldi “birlikte kaliteli zaman geçirmek!”. Pek modaydı bu ifade. Ama şimdi biliyoruz ki kaliteli zaman geçirmek demek illa çocuğa pahalı oyuncaklar almak ve onunla illa birlikte oyun oynamak da değil. Bir ebeveyn herhangi bir iş yaparken, mesela bu bir temizlik olabilir, ev içinde veya ev dışında, bunu çocukla birlikte yapmak, yaparken sohbet etmek. Mesela şu sıralar en yaygın tutum çocuklarla birlikte AVM lere gitmek! Ya da çocukla televizyon izlemek. Ama maalesef bu çocukla kaliteli zaman geçirmek anlamına gelmiyor. Ha ama şöyle bir şey yapabilirsiniz tabii… Televizyonda çocukla birlikte izleyebileceğiniz bir programda geçenler üzerine konuşmak, üzerine sorular sormak, üzerine sohbet etmek… Mesela anne babaların hikayeleri çocukların çok hoşuna gider. Aileyle ilgili, çevredekilerle ilgili, kendi tarihleriyle ilgili, yaşadıkları şehirle ilgili hikayeler… Kabaca kaliteli zaman geçirmek dediğimizde bunları anlamalıyız. Bakımın yanında eğitim ve öğrenme önem kazanıyor. Çok hızlı öğreniyorlar çünkü. Öğrenmelerini desteklediğimiz zaman aslında, o 0-6 yaşta çocuğun desteklenmesi, bir ömür boyu desteklenmesine dair her şeyin yarısının tamamlanması anlamına bile gelebiliyor bazen. Tüm araştırmalar bunu gösteriyor. 0-6 yaş dönemindeki bakım ve eğitim desteği ileride o çocukların yetişkinliklerinde hem refahını artırıyor hem okula hazırlıkla başlamalarını sağlıyor hem okul başarısını artırıyor.

AÇEV’de Hayallerimiz Ortak

Sinan Dirlik: “İlk işimiz ebeveynlik” diyorsunuz siz. Böyle bir programınız da var?

Meltem Cantürk: Evet bu doğrultuda programlar geliştirdik. 0-6 yaş grubuna dönük yatırımlar hem kamusal anlamda hem ebeveynler anlamında önemli. Tabii ki çocuğun bakım ve eğitim konularında desteklenmesi sadece anne ve babaların sorumluluğunda olan bir konu değil. Senin, benim, tüm yetişkinlerin, toplumun, devletin sorumluluğunda bu konu. Buradan hareketle 1993 yılında ilk anne çocuk eğitim programı geliştirildi ve çok yaygın biçimde, neredeyse 81 ilin tamamını kapsayacak biçimde uygulandı. Okul öncesi son 1 seneyi kapsayan bir programdı bu, 5 yaş diyelim buna, 1 yıl boyunca çocuklarıyla çeşitli egzersizler yaptılar anneler bu eğitime dahil olarak. Bu program çok etkili oldu ve 2000’li yılların başlarında Millî Eğitim Bakanlığına devredildi. Bu arada tam da 93-95 arası dönem çalışmalarımızda şunu gördük, evet anneler çocuklarıyla çalışma yapmaktan çok memnun ama bazı egzersizler okuma yazma becerisi gerektiriyor. Ve bir okuma yazma becerisi sorunu olduğun gördük.

Sinan Dirlik: Ebeveynlerde mi?

Meltem Cantürk: Evet evet ebeveynlerde. Mesela anne bir eğitim alacak ancak tek koşul okuma yazma bilmesi. Ama bir baktık ki okuma yazma bilmeme sorunu oldukça yüksek oranda karşımıza çıkıyor. 1995’te 10 milyonun üzerinde insanın okuma yazma bilmiyordu. Hemen kadınlar için bir okur yazarlık eğitim programı geliştirdik. Buna kadın güçlenme öğelerini de ekledik ve 2015 yılına kadar da bu programı uyguladık. Böylece okuma yazma bilmeme sorunu da azalmaya başladı. Dolayısıyla yetişkin okur yazarlığı programları da çalışmalarımıza dahil olurken ebeveynlik becerileri geliştirme konusundaki tüm eğitimlerimize de devam ettik. Bu arada 1996 yılında annelerle çalışırken şöyle geri bildirimler almaya başladık. “Biz çocuklarımızla ilgili pek çok şey öğreniyoruz burada ama evde bir de baba var. Ona da anlatsanıza bunları” dedi kadınlar. 1996 da “Baba destek programını” geliştirdik. Yani anlayacağın biz çocuğun yakın çevresini eğitim yoluyla destekliyoruz. Çok çeşitli iyi uygulamaları yaptıktan sonra bunları model olarak okul öncesi eğitim modeli gibi, ebeveynlik eğitim modeli gibi modeller olarak, iyi örnekler olarak sunuyoruz. Bunlarla ilgili pek çok araştırmayı da yapıyoruz bu arada.

Sinan Dirlik: Siz aslında bir anlamda bir labirente girmiş durumdasınız? Çocuk eğitimi ile başlayıp bir anda olayın çocuk eğitimiyle sınırlı olmadığını, ebeveyn eğitimlerini de içermesi gerektiği gerçeğiyle burun buruna gelmişsiniz?

Meltem Cantürk: Kesinlikle! Çiğdem Kağıtçıbaşı hocamızın yıllar önce yaptığı bir araştırması vardı: “Çocuğun değeri”. O araştırmalı 20 yıl sonra tekrar yaptı. Onu bulup sonuçlarını okumanızı isterim doğrusu. Çünkü çocukla ilgili her şey aslında bir politika. Çocuğu nasıl algıladığımız, hayatın içerisinde nereye koyduğumuz, çocuğa davranışlarımızı belirliyor. Çocuk hakları kavramı gelişti mesela. Çocuk koruma kavramı bir şekilde annesi babası olmayan çocuklarla ilgili ya da suça sürüklenmiş çocuklarla ilgili bir konu gibi algılanıyordu daha önceleri. Ama bunun böyle olmadığını, bununla sınırlı olmadığını biliyoruz. Bizim önceliğimiz fırsat eşitliği, henüz sorun yaşanmadan yapılabilecekleri hayata geçirmek, kurumsal düzeyde, toplumsal düzeyde çocuğu koruduğumuz için zorluklarla karşılaşma ihtimalini azaltmış oluyoruz büyük oranda. Çocuk koruma dediğimiz şey o yüzden çok geniş bir kavram.

Erken çocukluk dönemi maalesef bakıma indirgenmiş biçimde algılanıyor. Mesela anaokulu öğretmenlerinin çoğu kadın. Bunun sebebi de konunun bakım olarak algılanması. Halbuki mesele eğitim. Anaokulu öğretmenleri aslında müthiş değerli bir eğitim veriyorlar orada. Dolayısıyla biz annelere babalara yönelik eğitimlerimize devam ettik bu arada 2016 da genç kadınlar için bir eğitim programı geliştirdik: Hayat dolu buluşmalar. Hayat boyu bir öğrenme serüvenimiz var Sinan. Öğreniyoruz, sorular soruyoruz, mesela okul öncesi dönem neden önemli? “Nedircik yavrusu” deriz ya sorular sorar çocuklar. Öyle sorular sorarlar ki hatta ebeveynler bazen cevap vermekte zorlandıklarını söylüyorlar. İşte ebeveynlik tam da bu yüzden öğrenilen bir şey. Bizim programlarımıza dahil oluyorlar Yeri gelmişken duyurmak istiyorum, AÇEV youtube kanalımız var, ebeveynler için çok kısa, uzmanlarımız tarafından hazırlanan, “bunu nasıl yapabilirim” “buna nasıl cevap verebilirim” sorularına karşılık bulacakları eğitim içeriklerimiz yer alıyor. Tüm ebeveynlere AÇEV youtube kanalını takip etmelerini öneririm.

1997 yılında AÇEV UNESCO Asya temsilcisi oldu. Türkiye’de uygulanan ve iyi örnekler olarak görülen anne baba programları yurtdışında da uygulanmaya başladı. Çok sevindirici bir gelişme bu, 16 ülkede uygulanıyor şu anda. Bir yandan da okul öncesi eğitim modelimiz de Laos’ta uygulandı. Diğer ülkelerdeki Türkiyeli göçmenlere ya da kendi vatandaşlarının dillerine uyarlayıp uyguladılar.

2002 de TRT ile birlikte “Benimle Oynar mısın?” programı yapıldı. Burada özellikle önemli olan şu Sinan. Biz ihtiyaç analizleri yapıyoruz, önce pilot program uygulaması yapıyoruz, benim gibi birçok profesyonel o içerikleri hazırlıyoruz akademik danışmanlarla birlikte ve pilot çalışmanın ardından bu program ihtiyaca cevap veriyor mu diye bakıyoruz. Bir izleme değerlendirme ve araştırma birimimiz var. Gerekirse revizyonlar yapılıyor ve yaygınlaştırılıyor. Böyle bir bilimsel temelli yaklaşımımız var. Güncel sorunlara güncel verilerle güncel cevaplar vermeye çalışıyoruz. Çünkü gerçekten biz de öğreniyoruz. Hayat tamamen öğrenmeden oluşuyor. Ve bu arada hayat karmaşıklaştıkça yeni ihtiyaçlar da hasıl oluyor. Bak mesela 80’lerde okul öncesine erişim oranı %7’lerdeyken şimdi 3-5 yaş grubu için %48’e çıkmış durumda. Tabii %100’ü hedefliyoruz ve bunun için savunu çalışmaları yapıyoruz. “7 çok geç” kampanyamız vardı, muhtemelen en çok duyduğunuz programlarımızdan biri bu. 2005 yılında başladı ve 2 yıl kadar sürdü. Çok etkili ve işlevli bir kampanyaydı, “7 Çok geç” sloganıyla erken dönem çocukluk eğitimi konusunda toplumda önemli bir farkındalık yaratmayı başardık.

Sinan Dirlik: Sürekli “savunu çalışması” ifadesini kullanıyorsun. Bu “savunu çalışması” meselesini açar mısın lütfen?

Meltem Cantürk: Savunu, bizim erken çocukluk dönemine dair her kesimde olumlu mefhum oluşturmak, bunun önemini anlatmak üzere gerçekleştirdiğimiz raporlamalar, konferanslar, atölyeler gibi çalışmalar bizim savunu çalışmalarımız. Biz ürettiklerimiz üzerinden savunu yapıyoruz.

2017’de “İlgili Babalık” araştırmamız var. O çalışmamızı da ebeveynlere öneriyorum. Son yıllarda babalık da tartışılıyor. Araştırma babaların çocuk bakımına pek de fazla katılmadıklarını gösteriyor. Fakat her yeni nesilde babaların bebeğin bakımına ve eğitimine dahil olması, sorumluluk alması oranı giderek artıyor. Bu olumlu bir nokta elbette.

Sinan Dirlik: İster istemez toplumsal cinsiyet eşitliği meselesi de gündeminize giriyor yani?

Meltem Cantürk: Tabii. 2004-2008 arasında erken çocukluk eğitimi savunusunu yaparken, anne babalarla, kamuyla, kurumlarla çalışırken bir yandan da gördüğümüz sorunlar üzerinden şunları da gündeme taşıyoruz. Mesela kız çocuk- oğlan çocuk okullaşma oranı. Şöyle bir tespit var, artık beynelmilel, okul öncesi eğitim alan çocuklar eşit fırsatla ilkokula başladıkları için ilkokuldaki başarı oranları da daha yüksek oluyor ve devam oranları da yükseliyor. Fakat kız çocuklarında maalesef bir eşitsizlik var. Okula gidememe ya da okuldan alınma durumları var. Bu nedenle 2004-2008 arasında okul öncesi eğitimde cinsiyet eşitliğinin desteklenmesi adı altında bir proje gerçekleştirdik. İlk kez orada cinsiyet eşitsizliği konularıyla tanışmış olduk ve bu alanda kendimizi geliştirdik.

Yaklaşımlarımızda da 3 temel alan var: Ayrımcılığın önlenmesi, farklılıklara saygı, çocuk koruma ve toplumsal cinsiyet. Farklılıklara saygı ve ayrımcılığın önlenmesi meselelerini aynı başlık altında düşünebiliriz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği de daha hamilelik döneminde başlıyor ve çocukların cinsiyetine göre maruz kalabilecekleri ayrımcılığı önlemek önem kazanıyor. Biz bu temel bileşenleri çocuk koruma, cinsiyet eşitliği ve ayrımcılığın önlenmesi temel bileşenlerini tüm içeriklerimizde kapsıyoruz.

2012-2015 yılları arasında biz toplumsal cinsiyet eşitliği meselesine daha da odaklandık ve çeşitli eğitimler uyguladık. 2019 itibarıyla da AÇEV bir sosyal girişim kurdu. Adı “Eşitliğe Değer”. Kadın güçlenme çalışmalarımızı da işte bu Eşitliğe Değer çatısı altında yürütüyoruz. Tekstil sektöründe, üretim atölyelerindeki işçi kadınlarla çalışıyoruz. Bunun yanında özellikle üniversitelerle, özel sektörle, belediyelerle işbirliği yapıyoruz. Kurumlarda, yani iş yerinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik çeşitli eğitimsel araçlarla destekler veriyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliği meselesinde özellikle burada bir takım mekanizmalar kurulursa ileriye dönük tüm yaşam alanlarında etkili olacağını da görüyoruz. İşyerlerini domino taşı gibi düşünebilirsin, ivme kazandırıyor, öncülük ediyor. Dolayısıyla özel sektörle yoğun çalışıyoruz bu alanda.

Dil gelişimi, kitap okuma konularında son yıllarda yoğun olarak uyguladığımız “Okuyan Bir Gelecek” kampanyamız var. Okuyan Bir Gelecek projesinde çeşitli sanatçılarımızla da işbirliği yapıldı. Kitaplar özel olarak seçildi Şiddet içermeyen, eşitliğe vurgu yapan kitapların seçimine özen gösterildi. Çocukların yaşına uygun kitaplar seçildi. Kampanyanın şöyle bir özelliği var, kendi çocuğuna kitap alabilir ebeveynler ve bu kitapları okuyabilirler, bir de dijital alanı var projenin, biraz önce bahsettiğim çeşitli sanatçıların kitap okuduğu bölümler. Bir de kitaba erişimi pek mümkün olmayan çocuklara destek verebilirler. Bu proje kapsamında belirlenmiş olan kitapları aldıklarında bir başka çocuğun da bu kitaba erişimini sağlamış oluyorlar. Böyle çok yönlü bir proje devam ediyor bir yandan…

AÇEV “Okuyan Bir Gelecek” Kampanyası

Dijitalleşme konusu da önem kazandı. Ama biz daha 2014 yılında ebeveynlere yönelik “İlk 6 yıl” adlı ücretsiz bir aplikasyon hazırladık. Kullanan ebeveynler çok memnun kaldı. Onu da öneriyorum. 0-6 yaş çocuğu olan, hatta sadece kendi çocuğu olması da gerekmiyor, etrafındaki çocuklar olabilir, her hafta çeşitli bilgiler paylaşılıyor bu aplikasyonda. Herkesin takip etmesini öneriyorum. Toparlamak gerekirse, “İlk 6 Yıl” projemiz ile “Okuyan Bir Gelecek” projemiz halen devam etmekte olan iki projemiz.

Bu arada kadına yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin erkeklerin sorumluluk alması ya da “İlgili babalık” üzerinden daha aktif babalık tecrübelerinin paylaşılması önem kazanmaya başladığı için bir takım sivil ağlar da kurmaya başladık. Baba destek programımıza katılan babalar bir araya gelerek kendi kendilerine bir takım oluşumlar başlattılar. Sosyal medyayı da çok güzel kullanıyorlar. Özellikle çocuk yaşta erken ve zorla evliliklerin önlenmesi, ilgili babalık üzerinden kendi savunularını yapıyorlar. AÇEV olarak bu oluşumlara destek de veriyoruz.

Sinan Dirlik: Birtakım iş birlikleri yaptığını söylemiştin zaten ama yerel yönetimlerle ilişkiler nasıl?

Meltem Cantürk: Uzun zamandır yerel yönetimlerle iş birliği yapıyoruz. Gerek programlarımızın uygulanmasında gerekse 0/6 yaş döneminin önemine dair yerel yönetimlerde bütçeleme, planlama konusunda çocuk koruma konusunu içermeleri yönünde birtakım çalışmalar da yapıyoruz. Son yıllarda yerel yönetimlerle iş birliğimiz daha gelişti. Yerel yönetimler malum, yerel hizmetler veriyorlar ve çocuklara, kadınlara dönük eğitimler var. Bu eğitimlerin daha yaygınlaşması, daha kaliteli olması … Burada çalışan profesyonellere desteklerimiz de var. Zaten bu iş birlikleri olmadan bu projeleri hayata geçirmek, paylaşmak, yaygınlaştırmak çok mümkün olamıyor. Dolayısıyla yaygın biçimde yerel yönetimlerle ve yerel STK’larla iş birliği yapıyoruz.

Ürettiğimiz içeriklerle ulaşabildiğimiz pek çok insan var. Belirli bir izleme değerlendirme yapıyoruz. Bir yandan da bir sözümüz var: “erken çocukluk döneminde çocukları desteklemeliyiz”. Bunların nedenleri ve sonuçları ile ilgili, kendi uygulamalarımızın sonuçlarıyla ilgili araştırmalar yapıyoruz, raporlar hazırlıyoruz. Bu raporları toplumla, politika yapıcılarla paylaşıyoruz. Elbette tüm bu uygulamaları 81 ilde tek başına başarabilmesi imkânsız AÇEV’in. Bakanlıklarla, diğer STK larla iş birliği yapıyoruz. Eğitim Reformu Girişimi, Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı gibi sivil kuruluşlarla. Mesela son dönemlerde ebeveynler için kreşin çok önemli bir mesele olduğunu anlatıyoruz.

Sinan Dirlik: Metropollerde erişim imkânı daha fazla, peki kırsalda durum nasıl?

Meltem Cantürk: Kırsalda da eğitimlerimiz var. İhtiyaç tespiti yaparken hem farklı kesimlerdeki bireylerin ihtiyaçlarına uygun olmasına dikkat ediyoruz hem de yaygınlaşma dediğimizde tabii ki temel amaç 81 ilde olmak ama bu her zaman aynı anda çok mümkün olmuyor, eşit fırsat dediğimiz için erişimi çok mümkün olmayan kesimleri öncelikli olarak hedefliyoruz. Pandemi süresince uzaktan eğitimler söz konusu oldu, yüzyüze eğitimler de. Yerel yönetimler ve yerel STK lar bizim değişik kesimlere ulaşmamızı da sağlıyor. Sadece metropollerde olmak tek başına yeterli gözükmüyor fakat şunu da dikkate almak lazım. Dönem dönem yoğun iç göçler oluyor. Dolayısıyla büyük şehirlerde de ihtiyaç var, daha az nüfusla, daha zor erişilen yerleşimlere de erişmeye ihtiyaç var. Çünkü talep var artık. Anne baba eğitimi ile ilgili, 0-6 yaş çocuğun eğitimi için daha fazla şey yapılması gerektiğine olan inanç yıllar içerisinde yükseldi. Bu umut verici bir durum. Artık tek başına bakımın yetmediği daha fazla görülüyor.

Sinan Dirlik: AÇEV’in 28 yılının çok önemli bir bölümünde sen vardın. AÇEV’in tarihi bir anlamda senin de tarihin sayılabilir. Bir karşılaştırma yapman çok mümkün dolayısıyla. Kuruluşun ilk yıllarında yaşanan zorluklarla bugünkü koşullar arasında bir kıyaslama yapmanı istesem, ne dersin?

Meltem Cantürk: 90’lı yılların sorunları, ihtiyaçları bambaşkaydı. AÇEV 93 yılında kuruldu, ben de 95 yılında geldim Vakfa. O ilk 2 sene de zaten kuruluş dönemiydi. Ben kuruluş döneminin tamamlanıp yaygınlaşma dönemine geçilmesinin başında geldim. Tabii o başlangıçta yer almak çok heyecan verici, müthiş bir tecrübe. Şunu da rahatlıkla söyleyebilirim, o kuruluş ve ilk yaygınlaşma evresindeki heyecanla, yıllar sonra bugün hissedilen heyecan aynı. Evet artık çok büyüdük, çok uygulama yaptık, birçok hayalimizi gerçekleştirdiğimizi gördük. Mesela dijitalleşme meselesini ta o zamanlar hayal ediyorduk. Yüz yüze eğitimlerimizi 81 ile yaygınlaştırmayı o zaman hayal ediyorduk. Kendimizi geliştirmeyi hep ön planda tuttuk. Biz öğrenen bir STK’yız. Güncel bilimsel araştırmaları takip ediyoruz. Kendi araştırmalarımızı takip ediyoruz. Bu konuda objektif olmak önemli. Araştırma yöntemleri de çok gelişti ve değişti. Bazı sorunlar gündemden düştü ama başka sorunlar geldi. Mesela göçmenlik meseleleri gibi.

Sinan Dirlik: Evet büyük bir mülteci dalgasıyla karşı karşıyayız ve bu mevcut sorunlara yeni sorunlar eklenmesi anlamına geliyor. AÇEV in mültecilere dönük programları var mı?

Meltem Cantürk: Özellikle çocuklara dönük yaz okulları var. Göçmen ve yerli çocukların bir arada olduğu ya da sadece göçmen çocukların bulunduğu yaz ana okulları uyguladık. Biz burada model uyguluyoruz ve sunuyoruz. Çünkü bunu bütün ülkeye yaygınlaştırabilmek ayrı bir güç ve kapasiteyi gerektiriyor. Bizim amacımız kurumlar için, politika yapıcılar için bunun olabilirliğini, modelin işlerliğini ve etkinliğini göstermek. Yaz okulları gerçekten çok başarılı oldu. Erken çocukluk eğitimleri arttıkça, 3-5 yaş arası ana okuluna gitme oranı %48’e kadar yükseldi ki bizim amacımız bunun %100 e ulaşması. O günü hep hayal edeceğiz ve bunun gerçekleşmesi için çalışacağız. Anne babalarda olumlu tutum ve davranışlar daha gelişmeye başladı. Dünün anne babalık davranışı ile bugünkü biraz daha farklı. Ama değişmeyen ne var dersen kitap okuma! Onu özellikle vurgulamak istiyorum. Bu kadar dijitalleşme içerisinde kitaba erişimin artması, kitap okunması erken çocukluk dönemi için de değerli, hepimiz açısından da değerli. İleriye dönük hedeflerimiz de var bugünden yarına. Belki bir 20 yıl sonra AÇEV bugün hayal ettiklerini gerçekleştirmiş olacak. Bizim en büyük özelliğimiz bilimsel çalışmalarla toplumsal faydayı birleştiren ve sürekli daha iyiyi hayal eden bir yaklaşımı gütmemiz. Tüm STK larda olması gerektiği gibi de tüm kurumlara eşit mesafede olma zorunluluğu. Bu en önemli özelliğimiz.

Sinan Dirlik: Meltem şöyle bir düşünce vardır genel olarak. Sivil toplum faaliyetleriyle ilgilenmek biraz tuzu kuru insanların işidir diye düşünülür nedense. Hali vakti yerinde olan, zamanı olan insanların işi diye düşünülür. Katılıyor musun bu düşünceye?

Meltem Cantürk: Bu çok değerli bir soru. Bununla ilgili araştırmalar yaptık ve araştırmalar bunun tam tersini gösteriyor Sinan. AÇEV e gelip gönüllü çalışmalara katılan kişiler çok farklı kesimlerden geliyorlar. Hatta uzun süreli faaliyetlere gönüllü çalışmalara katılan kişilerin sosyo ekonomik durumu hiç de öyle yüksek değil, sen ben bizim gibi insanlar bunlar. Toplumsal sorunları kendilerine dert edinmiş insanlar. Yıllar yıllar önce öyle algılanıyordu evet. Fakat gönüllülük yöntemleri, biçimleri de değişti. Bence temel mesele inandığım STK nın faaliyetlerinde aktif olmak için zaman ayırabilmem. İşte bak o biraz lüks. Çünkü hayat gailesi var. Gittikçe zorlaşan hayat şartları var. Ancak hangi faaliyete ne kadar zaman ayıracağınıza dair araştırma yaptığınızda hiç zamanım yok diyen için bile bir takım gönüllülük yöntemleri var. Dolayısıyla gönüllü olmak demek herhangi bir toplumsal sorunu dert edinmek ve bu konuda aktif olmayı, sorumluluk almayı seçmiş olmak demek. Bunu seçen ve planlayan kişi zaten çalışabileceği STK yı da buluyor. Hangi konuyu dert edindiyse…

Tahmin edeceğin gibi bizimle çalışmayı seçen gönüllüler çocuğun iyi olma halini önemseyen, bununla ilgili bir takım toplumsal değişimlerin gerekliliğine inanan kişiler. Anne ve babalara dönük eğitim programlarımızda yer alan 14 binin üzerinde gönüllü eğitimcimiz var. Sadece tek tip bir gönüllülüğümüz yok fakat şöyle bir handikap var: STK olarak tek bir amacınız var ve o amaca yönelik faaliyetler yürütüyorsunuz dolayısıyla bir gönüllü kişiye her şeyi vaat edemiyorsunuz. O amacınıza giden yoldaki ihtiyaçlarınızı anlatıyorsunuz. İşte o ihtiyaçla gönüllünün yapmak istediği şey örtüşüyor mu, en önemli konu bu. Diyelim hiçbir şey yapamadınız, AÇEV’i sosyal medyada takip edip, Eşitliğe Değer ve AÇEV sosyal medya hesaplarını takip edip bu çalışmaları duyurabilirsiniz mesela? En basitinden, dijital gönüllülük diyebileceğimiz bir faaliyettir bu. Okuyan bir gelecek kampanyasını destekleyebilirler. 2008 yılında başladı, Adım Adım İyilik Peşinde Koş gibi İstanbul Maratonu dahil çok güzel bir yapı oluştu, STK’lar yılda 2-3 kez kendi gönüllüleri ile maratonlarda yer alıyorlar ve bağış topluyorlar. Mesela AÇEV için koşucu olabilirler. Destek verebilmenin çok farklı alanları var anlayacağın. AÇEV web sayfasında gönüllü nasıl olunur, ne tür gönüllülük çalışmaları yapılabilir, nasıl gönüllü olarak baş vurulur bilgilerinin tamamı var.

Sinan Dirlik: Peki şu an yürütmekte olduğunuz ve senin de en çok severek içinde bulunduğun projeler hangileri? Kuşkusuz hepsi önemlidir ama?

Meltem Cantürk: Okuyan bir gelecek projemiz son yılların AÇEV açısından en önemli gündemi. İlgili babalık, erkeklerin kadına yönelik şiddetin önlenmesi için olumlu aktif davranışlarda bulunması bence çok değerli çalışmalar. Bizzat ben üretimde çalışan işçi kadınlarla güçlenme çalışmalarında yer alıyorum. 2016 dan bu yana “Ne işte ne okulda genç kadın” grubu var çok seslendirilmeyen, ihtiyaçları çok bilinmeyen bir grup. Yine umutlu konuşacağım, son 2-3 yılda bu grup da görünür olmaya başladı. Çeşitli kurumlar, STK lar bu alanda çalışmalar yapmaya başladılar. AÇEV de bu konuda çalışmalarını sürdürüyor. Burada yerel yönetim ve STK’larla bir yerel kapasite geliştirme çalışması yapıyoruz. Bu kurumların çalışanlarını eğitiyoruz. AÇEV programının eğitici eğitimini alıyorlar ve bu programı tamamen kendi kurumlarında ihtiyaca yönelik esnek bir eğitim programı halinde uyguluyorlar. Beni son yıllarda en fazla heyecanlandıran konular bunlar.

Sinan Dirlik: Kamunun size yaklaşımı nasıl?

Meltem Cantürk: Yerelde ve ulusalda kamu kurumlarıyla, bakanlıklarla çok iş birliği yaptık. Bu hem AÇEV in gündeme aldığı konuların kamusal alanda da çok önem taşıdığının görülmesi açısından hem de yaygınlaştırma açısından önemli. Bu iş birlikleri çeşitli ölçeklerde devam ediyor. Bazen çok büyük projeler oluyor, birkaç yıl sürüyor, sonra daha çok yerel kamu kurumlarıyla iş birliği yapıyoruz. Burada önemli olan STK’larla devlet kurumlarının iş birliğinin sürdürülebilir olması. Bunu sağlamaya dönük hem STK lar hem kamu kurumları sürekli bir çaba gösteriyor. Yerel yönetimler ve özel sektör de son dönemde atağa kalktı ve STK’larla daha fazla iş birliği yapmaya başladılar. Bunun da çok değerli olduğunu düşünüyorum. Çünkü sorunlarımız öyle küçük müdahalelerle çözülebilecek sorunlar değil. Dolayısıyla üniversitelerin, kamunun, özel sektörün, STK’ların aynı sayfaya gelip sorunu tespit edip yöntemler konusunda görüş alışverişi yapmaları, güç birliği yapmaları sorunların kısa vadeli çözümleri ve sürdürülebilir çözümlerin üretilmesi için çok büyük değer taşıyor. Erken çocukluk dönemi hizmetlerinin gelişmesi gibi… Evet yavaş yavaş oldu, uzun yıllar sürdü ama sonuç alınmaya, sonuca dönük çok daha büyük hareketlenmelere yol açtı.

Sinan Dirlik: Sevgili Meltem çok teşekkür ediyorum AÇEV faaliyetlerini bize anlattığın için.

Meltem Cantürk: Ben çok teşekkür ederim, sesimizi duyurmak açısından çok önemli bu tür söyleşiler. Ben 26 yıldır kendimi bir Sivil Toplumcu, bir kadın olarak addediyorum. Toplumsal sorunların çözümünde yöntemli, dayanışma içinde, kurumsal hareket etmenin her zaman daha kalıcı etkileri sağladığını da gördüm. AÇEV’li olmaktan da gurur duyuyorum. Çok büyük bir emek var burada. Bizim tüm hayallerimiz, hedeflerimiz o bilimsel çalışmalarla birleşince tüm AÇEV çalışanları ve gönüllüleri bunun değerini görerek katıldılar. Ben bu vesileyle tüm gönüllülerimize de teşekkür etmek istiyorum. Son olarak da sana teşekkür etmek istiyorum. Sivil ağlar müthiş bir düşünce. STK’ların seslerini duyuracağı daha fazla mecraya, bu konuların daha fazla tartışılmasına ihtiyacı var. Çok teşekkürler.

 

Benzer İçerikler

spot_img

Son İçerikler

spot_img